EĞİTİM KONUSUNDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BAZI İLKELER
GÜNLÜK YAŞAM İŞLEVLERİ KONUSUNDA EĞİTİME BAŞLAMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Çocuklarınıza günlük yaşam becerileri kazandırmayı kolaylaştırmak için izlenmesi gereken bazı yol ve yöntemler vardır:
Eğitim süresi 8-10 hafta olmalıdır . Çocuğunuza günde en az iki defa ve önce 2-5 dk sonra giderek artan bir şekilde en az 5-20 dk zaman ayırmalısınız (Bu süre çocuğun kişilik özellikleri , psikolojik durumu , anne babanın çalışıp çalışmaması vb gibi etkenlere göre değişebilir).
Çocuğunuzun ve sizin yorgun olmadığınız , çocuğunuzun uykusuz olmadığı ve sakin olduğu zamanları seçmek uygun olacaktır.
Eğitim yapılan süre mutlaka günün aynı zaman dilimine gelmeli (hergün 10-11 ve 16-17 arası gibi ), çocuğun dikkatini dağıtmayacak bir ortam olmalı ( çevrede diğer çocuklar oynamamalı , fazla eşya olmamalı , TV , Radyo-teyp çalışmamalıdır) dır.
Çocuğunuza mümkün olduğunca yakın ve otururken aynı yükseklikte olunuz. Kendi kendine oturamıyorsa tutarak oturmasına yardımcı olunuz. Sizin yüzünüzü rahatça görebileceği pozisyonda olunuz.
Size bakmasını sağlayınız , bakmıyorsa çenesini hafifçe çevirip bakmasını sağlayınız. Gözgöze geliniz , bunu yaparsa ödüllendiriniz. Yine bakmıyorsa 1-2 dk sonra yeniden deneyiniz. 2-3 saniye göz göze gelirse ödüllendiriniz ve bunu 5-6 sn oluncaya kadar sürdürünüz . Evdeki diğer kişilerle göz göze gelmesini sağlayınız. Eğitim süresince çocuğunuz göz göze gelmiyorsa göz hizasına sevdiği bir şeyi koyarak bunu sağlamaya çalışınız.
Onun anlayabileceği şekilde kısa ve basit cümlelerle konuşunuz (Ali kalk , bardağı tut vb gibi) . Konuşurken mimik ve jestlerinizi de kullanınız.
Öğretilecek her işlevi bir kaç kez yineleyiniz . Her beceriyi basitten başlayarak sıralayınız , becerileri küçük basamaklara bölerek öğretiniz.
İstediğiniz bir beceri için sadece çaba gösterse bile ödüllendiriniz. Ödül olarak sevdiği bir uğraş ( Parka gitmek , oyun oynamak vb ) olabilir.
Çocuğunuzun olumlu bir davranışına sevinmek ona sarılmak ''aferin'' '' ne güzel yaptın'' şeklinde sözlü ifade de ödüldür. Ödül olarak seçtiğiniz şeyi mutlaka istenilen davranışın hemen arkasından gerçekleştiriniz.
ÖZ BAKIM BECERİLERİ
EL YIKAMA
Çocuğunuzun rahatça elini yıkayabilmesi için lavabonun boyuna uygun olması gerekir. Bunu sağlamak için bir tabure kullanabilirsiniz. Çocuğunuzun arkasına geçerek ellerinizi onun elleri üzerine koyunuz. Çocuğunuzun karşısında bir ayna olması yararlı olabilir.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun elini tutarak çeşmeyi açınız.
Ellerini ellerinizin arasına alarak akan suyun altına tutunuz.
Elini tutarak sabunu almasını sağlayınız.
Bir eliyle sabunu tutrupu, diğer elinizle çocuğunuzun eline sabuna sürtüp köpürmesini sağlayınız.
Elini sabunluğa götürüp sabunu bıraktırınız.
Çocuğunuzun iki ileni birbirine sürterek köpürmesini sağlayınız.
Suyun altında ellerini yıkayınız. Gerekinse işlemi tekrarlayınız.
Ellerini tutarak çeşmeyi birlikte kapatınız.
Faaliyete direnmiyorsa ödüllendiriniz. Son basamağa kadar faaliyeti birlikte lapıp, son basamakta ellerinizi çekerek onun yapmasını söyleyiniz. Başarabilirse tekrar baştan 7.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınız ve son iki basamağı (7. ve 8.) ona yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirse yine baştan sırayla 5., 4., 3., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyeti birlikte yapıp diğerlerini yapmasını söyleyiniz.
Bu arada yardıma gereksinim olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardım ediniz, bu şekilde basamakları sondan başa doğru sıralayarak başarabiliydrsa “ellerini yıka” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonunda başarı durumuna göre uygun şekilde ödüllendiriniz.
YÜZ YIKAMA
El yıkama faaliyetlerini öğrendikten sonra hemen arkasından öğretilmelidir.
İŞLEM BASAMAKLARI
Çocuğunuzun elini tutarak birlikte çeşmeyi açınız.
Ellerini köpürtmesini sağlayınız.
Ellerini köpürttükten sonra sabunu bırakınız.
Çocuğunuzun arkasında durarak her iki elini bileklerinden tutunuz, dairesel hareketlerle ağız ve yanaklarını sabunlayınız.
Bölgeyi köpürtünüz.
Ellerini ellerinizle tutarak önce sabunlu ellerinizi durumatınız.
Elini bir suya, bir yüzüne götürerek yüzünü durulayınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp, son basamakta ellerinizi çekerek onun yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirse tekrar 7.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınınız ve son iki basamağı (7. ve 8) ona yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirse yine baştan sırasıyla 6., 5., 4., 2., ve 1. basamaklara kadar faaliyeti birlikte lapıp, diğerlerini yapmasını söyleyiniz.
Bu arada yardıma gereksinimi olursa dirseklerinden hafifçe yönlendirerek yardım edeniz. Bu şekilde sondan başa doğru sıralayarak başarabiliyorsa “ yüzünü yıka” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz. Her basamağın sonunda başarı durumuna göre ödüllendiriniz.
EL DURULAMA
Büyük bir havlu ve lavaboya yetişebilmek için tabure kullanınız.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun bir elini tutarak havlunun arkasına koyunuz.
Diğer elinin içini (avucunu) havlu ile ovuşturunuz.
Elinin tersini (üst kısmını) havlu ile ovuşturunuz.
Kurulanan eliyle havlunun bir tarafından tutturunuz.
Diğer elinin içini havlu ile ovuşturunuz.
Elinin tersini de havlu ile ovuşturarak kurulatınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp, son basamakta ellerinizi çekerek ( 6.basamakta) onun yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirse tekrar baştan 5. basamağa kadar birlikte faaliyeti yapınız ve son iki basamağı (5. ve 6.) ona yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirse yine baştan sırasıyla 4., 3., 2., ve 1., basamaklara kadar faaliyeti birlikte yapıp, diğerlerini yapmasını söyleyiniz. Yardıma gereksinimi olursa derseğini tutarak yönlendiriniz.
Basamakları bu şekilde yapmayı başarabiliyorsa “ellerini kurula” diyerek faaliyeti yapmasını bekleyiniz.
Her basamakta başarı durumuna göre ödüllendiriniz.
YÜZ KURULAMA
Lavabonun üzerinde ayna ve yetişebilmek için tabure bulundurunuz.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun arkasında durarak her iki elini kavrayınız ve havluyu birlekte alttan tutunuz.
Ellerinizi çocuğunuzun yüzüne yaklaştırarak havluyu yüzüne kapatınız.
Yumuşak hareketlerle bastırıp çekmesini sağlayınız.
Kurulama işlemi bitince elini tutarak birlikte havluyu yerine asınız.
Son basamağa kadar faaliyeti birliikte yapıp, son basamakta ellerinizi çekerek (4.basamak) onun yapmasını söyleyiniz.
Başarabilirlerse tekrar baştan 3.basamağa kadar faaliyeti birlikte yapıp diğerlerini yapmasını söyleyiniz.
Gerekirse, dirseğinden tutup yönlendirerek yardım ediniz. Daha sonra “yüzünü kurula” deyiniz ve yapınca ödüllendiriniz.
DİŞ FIRÇALAMA
Küçük ve fazla sert olmayan bir diş fırçası kullanınız. Renkli-kokulu macunlar ve süslü diş fırçaları olayı cazip hale getirebilir. Yemek sonrası ve yatmadan önce en uygun zamanlardır.
Kendini aynada görebilmesi için çocuğunuzu bir tabureye çıkartınız. Aynaya bakarak gülümserken dişlerinizi ona gösteriniz ve dişlerini göstermesini söyleyiniz.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun elini tutup birlikte musluğu açınız.
Sol eline diş macununu almasını sağlayınız.
Diğer eliyle diş macununun kapağını açtırınız, musluğun kenarına koydurunuz.
Çocuğunuzun elini tutarak diş fırçasını alınız ve ıslatınız.
Macunu diş fırçasına sıkmasını sağlayınız.
Lavabonun kenarına macunu bıraktırınız.
Elinden sıkıca kavrayarak dairesel hareketlerle, önce dişlerin ön yüzeylerini, sonra arka taraflarını olacak şekilde yukarıdan aşağıya doğru fırçalatınız.
Diş fırçasını suyun altında çalkalatıp bıraktırınız.
Avucunuzun içine alarak (veya bardakla) ağzına su alıp çalkalamasını sağlayınız.
Diş macunu kapatıp kaldırmasını sağlayınız.
Ellerini kurulatınız.
Son basamağa kadar (11.basamak) faaliyeti birlikte yapıp, son basamakta ellerinizi çekerek onun yapmasını söyleyiniz. Başarabilirse yine baştan 10. basamağa kadar faaliyeti birlikte yapınız. Son iki basamağı (10. ve 11.) ona yapmasını söyleyiniz.
Yine başarabilirse sıra ile başa doğru yardımları azaltarak geliniz. Her basamağı başarıyorsa bir önceki basamağa geçiniz. Gerekirse dirseğinden tutup yönlendiriniz. Dişlerini yıkamasını söyleyerek faaliyeti yaptırınız ve ödüllendiriniz.
SAÇ TARAMA
Bu işleme başlamadan önce çocuğunuzun saçını ortadan veya yandan ayırınız. Saçlar mümkün olduğunca kolay taranır durumda iken bu uygulama yapılmalıdır. Saç fırçasını kavrayabilmesi çok önemlidir. Önce bunu sağlayınız.
Kız çocuklarnıda süslü saç tokaları ile faaliyeti cazip hale getirebilirsiniz.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun arkasında durunuz. Her ikinizin de yüzü aynaya dönük olsun. Çocuğunuzun elini tutarak saçlarını yukarıdan ayağıya doğru ve özelllikle acıtmadan fırçalayınız.
Her fırçalamasının (taramanın) ardından elini tutarak saçlarını eli ile düzeltmesini sağlayınız.
İşlemi tekrarlayınız.
Faaliyete katılıyorsa “ saçını ne güzel taradın, çok güzel (yakışıklı) oldun” şeklinde ödüllendiriniz.
Faaliyeti son basamağa kadar birlikte yaparak, son basamakta ellerinizi çekiniz ve onun yapmasını sağlayınız.
Başarabilirse yine sondan başa doğru gelerek yapmasını söyleyiniz ve gerekirse destekleyiniz. Ödüllendiriniz.
Her basamağı bağımsız olarak yapabiliyorsa saçını fırçalamasını( taramasını) söyleyiniz ve ödüllendiriniz.
BARDAKTAN SU İÇME
Çocuğunuza kendi başına su içmeyi öğretebileceğiniz en uygun zaman onun susamış oyduğu zamandır.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuz bardağı eliyle kavrasın, siz de üzerinden tutarak ağzına götürünüz.
Bardağı hafifçe eğerek suyu içmesini sağlayınız.
İçtikten sonra bardağı masaya koyunuz.
Sizir yardımınızla bu basamakları gerçekleştirebiliyorsa, su içme becerisini yapabiliyor demektir.
Suyu içtikten sonra ellirinizi çekiniz ve bardağı masaya kendi koyması için izin veriniz.
Daha sonra elinizi bardakla masa arasındaki yarı yolda çekiniz, çocuğunuz bardağı masaya koysun.
Ellerinizi suyu içer içmez çekiniz ve bardağı masaya koymasını sağlayınız.
Çocuğunuz bardağı ağzına götürünce elinizi çekiniz, suyu içip bardağı masaya koysun.
Çocuğunuz bardağı ağzına götürmeden ellerinizi çekiniz ve böylece yardımı azalta azalta kendi başarıncaya kadar bunu sürdürünüz.
Başarınca ödüllendiriniz.
YEMEK YEME
Çocuğunuza bu faaliyeti kaşık, çatal, bıçağı bir bütün halinde kullanacak şekilde öğretiniz.
Önce tabağa lokma lokma yemek koyunuz. Her lokmayı bitirmeden diğerini almamalıdır. Çocuğunuz bu faaliyeti öğrenme aşamasında iken etrafa döküp saçmasını kabullenmelisiniz. Plastik mama önlüğü kullanıp, yere örtü, gazete serebilirsiniz.
Bu işleme çocuğunuzun aç olduğu bir saati ve sevdiği yiyecekleri seçerek başlamalısınız. Eğer hem sevdiği, hemde sevmediği yiyecekler var ise, önce sevmediği sonra sevdiği yiyeceği veriniz. Sevdiği yiyecek ödül olacaktır.
Eğer olaya küçük aksilikler çıkartarak tepki gösteriyorsa görmezden geliniz, devam ederse işlemi erteleyiniz.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuz kaşık ya da çatalı kavradıktan sonra siz de bileğinden kavrayınız.
Yiyeceği tabaktan alınız.
Kaşık ya da çatalı çocuğunuzun ağzına götürünüz.
Kaşık ya da çatalı tekrar birlikte tabağa getirip hareketi yineleyiniz.
Çocuğunuz faaliyete direnmiyorsa uygun şekilde ödüllendiriniz. Aynı işlemleri sırası ile bileğinden, dirseğinden ve kolundan tutarak yineleyiniz. Her basamağı 4-5 kez başarabiliyorsa “yemeğini ye” deyiniz ve başarırsa ödüllendiriniz.
PANTOLON GİYME
Beli lastikli ve bol bir pantolon (eşofman) kullanınız.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun pantolonunu kalçasına kadar çekip ellerini pantolonun üzerine koyarak beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunu dizlerine kadar çekip, ellerini pantolonun üzerine koyarak önce kalçasına, sonra beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolununu her iki ayak bileğine kadar çekip, ellerini pantolonunun üzerine koyarak dizlerine, kalçasına ve oradan da beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunun bir ayağına geçirip, elleri ile tutturarak diğer ayağına geçirmesini, diz, kalça ve beline kadar çekmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun pantolonunu önünde tutarak ayaklarını geçirip beline kadar çekmesini sağlayınız.
Pantolonunun hazırlayıp giymesini söyleyiniz.
Her basamağı birkaç kez denedikten sonra bayarınca ödüllendiriniz.
PANTOLON ÇIKARMA
Çocuğunuz ayakta iken pantolonu dizlerine kadar indirip, bir yere oturttuktan sonra bir ayağından pantolonu çıkartınız, ellerini pantolonun üzerine koyarak diğer ayağını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuz ayakta iken pantolonu dizlerine kadar kadar indirip, bir yere oturttuktan sonra bir ayağından çıkartmasına yardım ediniz. Diğer ayağından yardım etmeden çıkartmasını söyleyiniz.
Çocuğunuz ayakta iken dizlerine kadar pontolununu indirip, ayaklarından kendisinin çıkartmasını söyleyiniz.
Çocuğunuz dizden aşağıya sizin yardımınız olmadan pantolonunu çıkarabiliyorsa yardımı azaltınız. Yani ellerini dizden yukarıda, kalçada, belde çekerek pantolonu kendi başına çıkartmasını sağlayınız.
Her basamaktan sonra başarı durumuna göre ödüllendiriniz.
KAZAK (FANİLA) GİYME
Kazak, fanila veya eşofman üstünün çok sıkı olmaması gerekir.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun karşısında durarak, her iki kolunu kazağın kollarnıdan geçiriniz. Ellerini yukarı kaldırarak kazağın başından geçmesini sağlayınız. Kazağı giymesini söyleyiniz, ellerini kazağın her iki yanına koyarak aşağı indirmesine yardım ediniz.
Çocuğunuzun her iki kolunu kazağın kollarından geçiriniz ve kollarını başının üzerine kaldırmasını sağlayınız. Kazağı giymesini söyleyerek kollarını aşağı indirmesini ve kazağın eteklerini aşağı çekerek giyme işlemini tamamlamasını sağlayınız.
Çocuğunuzun her iki kolunu kazağın kollarından geçirin, giymesini söyleyerek başından geçirmesine ve kazağını iki yanından aşağıya çekmesine yardımcı olunuz.
Kazağı tek kolundan geçirip, diger kolunu geçirmesini, başından aşağıya doğru giymesini sağlayınız.
Kazağı yatağın üzerine seriniz. Çocuğunuza giymesini söyleyiniz. Önce kollarını, sonra başını geçirip, kazağı iki yanından beline indirmesini sağlayınız.
Her basamağı 4 – 5 kez yapabiliyorsa bir sonraki basamağa geçiniz. Her basamağın sonunda ödüllendiriniz.
KAZAK (FANİLA) ÇIKARMA
Her basamağı 4-5 kez yineleyiniz. Başarabiliyorsa bir sonraki basamağa geçiniz.
İŞLEM BASAMAKLARI:
Çocuğunuzun kazağını boynuna kadar sıyırıp başını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuzun kazağının bir kolunu çıkarana kadar sıyırıp diğer kolunu ve boynundan yukarısını çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuzun kazağını kollarına kadar sıyırıp, her iki kolundan ve başından çıkarmasını sağlayınız.
Çocuğunuza kazağını çıkarmasını söyleyiniz ve gerekirse yardım ederek çıkarmasını sağlayınız.
Her basamağın sonunda “aferin ne güzel başardın” diyerek sözel olarak ödüllendiriniz.
6 Temmuz 2008 Pazar
5 Temmuz 2008 Cumartesi
WHAT IS LOVE?
WHAT IS LOVE?
Now one of the best known theories of love (which means an educated guess that isn't proven fact) is Robert Sternberg's Triangular Theory of Love.
The three components of the Triangular Theory of Love are:
Passion, the feeling physically aroused and attracted to someone.
Passion is what makes you feel "in love" and is the feeling most associated with love. It also rises quickly and strongly influences and biases your judgment.
Intimacy, the feeling close and connected to someone (developed through sharing and very good communications over time).
Intimacy is what makes you want to share and offer emotional and material support to each other.
Commitment, pledging to your self and each other to strengthen the feelings of love and to actively maintain the relationship.
Commitment is what makes you want to be serious, have a serious relationship and promise to be there for the other person if things get tough.
Now Sternberg also uses his Triangular Theory of Love to answer some of the most commonly asked questions about love:
Is there love at first sight?
This is when we are overwhelmed by passion, without any intimacy or commitment (both of which take time). Sternberg calls this infatuated love, Because there is not intimacy or commitment, infatuated love is fated to fade away.
Why do some people get married after being in love for a very short time?
This is a combination of passion and commitment, but without any intimacy. Sternberg calls this Hollywood love. This is where two people make a commitment to each other based on their passion. Unless intimacy develops over time, this relationship most likely will end.
Can their be love without sex?
Ah yes, companionate love, where intimacy and commitment are present without any sexual passion.
Why doesn't romantic love last?
Passion and intimacy without commitment is Romantic love. When the passion fades, and the intimacy wanes, the relationship ends.
This a close friend sent me e-mail:
Infatuation vs. Love
Infatuation is instant desire - one set of glands calling to another.
Love is friendship that has caught fire. It takes root and grows, one day at a time.
Infatuation is marked by a feeling of insecurity. You are excited and eager, but not genuinely happy. There are nagging doubts, unanswered questions, little bits and pieces about your beloved that you would just as soon not examine too closely. It might spoil the dream.
Love is the quiet understanding and mature acceptance of imperfection. It is real. It gives you strength and grows beyond you - to bolster your beloved. You are warmed by their presence, even when they are away. Miles do not separate you. You have so many wonderful little films in your head that you keep replaying. But near or far, you know they are yours, and you can wait.
Infatuation says, "We must get married right away. I can't risk losing them."
Love says, "Be patient. Don't panic. Plan your future with confidence."
Infatuation has an element of sexual excitement. Whenever you are together, you hope it will end in intimacy.
Love is not based on sex. It is the maturation of friendship, which makes sex so much sweeter. You must be friends before you can be lovers.
Infatuation lacks confidence. When they're away, you wonder if they're cheating. Sometimes, you check.
Love means trust. You are calm, secure and unthreatened. They feel your trust, and it makes them even more trustworthy.
Infatuation might lead you to do things you will regret, but love never steers you in the wrong direction.
Love is an upper. It makes you feel whole. It completes the circle. It fills the empty space in your heart. Love is elevating. It lifts you up. It makes you look up. It makes you think up. It makes you a better person than you were before. If you have love in your life, it can make up for a great many things you don't have. If there is no love in your life, whatever else there is has a lot less meaning.
The secret of our being is not only to live but to have something to live for.
Now one of the best known theories of love (which means an educated guess that isn't proven fact) is Robert Sternberg's Triangular Theory of Love.
The three components of the Triangular Theory of Love are:
Passion, the feeling physically aroused and attracted to someone.
Passion is what makes you feel "in love" and is the feeling most associated with love. It also rises quickly and strongly influences and biases your judgment.
Intimacy, the feeling close and connected to someone (developed through sharing and very good communications over time).
Intimacy is what makes you want to share and offer emotional and material support to each other.
Commitment, pledging to your self and each other to strengthen the feelings of love and to actively maintain the relationship.
Commitment is what makes you want to be serious, have a serious relationship and promise to be there for the other person if things get tough.
Now Sternberg also uses his Triangular Theory of Love to answer some of the most commonly asked questions about love:
Is there love at first sight?
This is when we are overwhelmed by passion, without any intimacy or commitment (both of which take time). Sternberg calls this infatuated love, Because there is not intimacy or commitment, infatuated love is fated to fade away.
Why do some people get married after being in love for a very short time?
This is a combination of passion and commitment, but without any intimacy. Sternberg calls this Hollywood love. This is where two people make a commitment to each other based on their passion. Unless intimacy develops over time, this relationship most likely will end.
Can their be love without sex?
Ah yes, companionate love, where intimacy and commitment are present without any sexual passion.
Why doesn't romantic love last?
Passion and intimacy without commitment is Romantic love. When the passion fades, and the intimacy wanes, the relationship ends.
This a close friend sent me e-mail:
Infatuation vs. Love
Infatuation is instant desire - one set of glands calling to another.
Love is friendship that has caught fire. It takes root and grows, one day at a time.
Infatuation is marked by a feeling of insecurity. You are excited and eager, but not genuinely happy. There are nagging doubts, unanswered questions, little bits and pieces about your beloved that you would just as soon not examine too closely. It might spoil the dream.
Love is the quiet understanding and mature acceptance of imperfection. It is real. It gives you strength and grows beyond you - to bolster your beloved. You are warmed by their presence, even when they are away. Miles do not separate you. You have so many wonderful little films in your head that you keep replaying. But near or far, you know they are yours, and you can wait.
Infatuation says, "We must get married right away. I can't risk losing them."
Love says, "Be patient. Don't panic. Plan your future with confidence."
Infatuation has an element of sexual excitement. Whenever you are together, you hope it will end in intimacy.
Love is not based on sex. It is the maturation of friendship, which makes sex so much sweeter. You must be friends before you can be lovers.
Infatuation lacks confidence. When they're away, you wonder if they're cheating. Sometimes, you check.
Love means trust. You are calm, secure and unthreatened. They feel your trust, and it makes them even more trustworthy.
Infatuation might lead you to do things you will regret, but love never steers you in the wrong direction.
Love is an upper. It makes you feel whole. It completes the circle. It fills the empty space in your heart. Love is elevating. It lifts you up. It makes you look up. It makes you think up. It makes you a better person than you were before. If you have love in your life, it can make up for a great many things you don't have. If there is no love in your life, whatever else there is has a lot less meaning.
The secret of our being is not only to live but to have something to live for.
4 Temmuz 2008 Cuma
SPORUN FAYDALARI
--------------------------------------------------------------------------------
sporun faydaları saymakla bitmez tabi ki ama bunlar konu baslıklarıı....
SPORUN FAYDALARI
Her yaşa göre sporun faydaları
Spor, çocuk ve gençlerde mutluluk, öfkeyi kontrol edebilme, saldırganlığı frenlemeye yardımcı oluyor. Erişkinlerin, dinç ve dinamik görünmelerini, seks yaşamlarının daha düzenli ve tatminkar olmasını sağlıyor.
Spor rolü özellikle çocuklarda sosyal ilişkileri arttırmada ve yaşıtları ile daha iyi arkadaşlıklar kurmada büyük bir yer tutuyor.
Bu yaş gruplarında sorumluluk duygusunun yanı sıra, öfkeyi kontrol edebilme, saldırganlığı frenlemede sporun göz ardı edilemeyecek etkisi bulunuyor.
Çukurova Üniversitesi Mediko Sosyal Birimi Psikiyatri Uzmanı Sabri Yurdakul,sporun faydaları hakkında şunları söyledi: "Spor yapan çocuklar, enerjilerini sporla boşalttıkları için dersin başına oturduklarında daha verimli çalışır ve boşa vakit geçirmezler. Yaşıtlarına göre daha az hastalıklara yakalanır ayrıca, daha çabuk iyileşir. Takım ruhuna sahip oldukları için de yalnızlık hissetmez ve kendilerini dinleyecek bol zamanları kalır. Gençlik döneminde de bu çağın dinamizmini sporla değerlendirdikleri için alkol ve sigaradan uzak kalırlar. Gençliğin aşırı heyecanını spora aktarmak, olaylara yaklaşımlarda daha serinkanlı olmayı sağlar. Aynı zamanda gençler için çok gerekli olan kendine güven duygusu ve ifade yeteneği artar. Yediklerine, içtiklerine ve uykularına dikkat ettikleri için de iyi beslenir."
Unutkanlığa karşı
Sporun yaşlılar için ise faydası sadece bedensel yetilerle sınırlı kalmıyor. Bu yaş grubundakiler için çok önemli olan ruh haline de etki edebiliyor.
Yurdakul, yaşlılar söz konusu olduğunda sporun faydalarını şöyle sıraladı: "Spor yapan yaşlılar, bu yaş grubunda sık görülen depresyona daha az yakalanır, kendilerini yalnız ve mutsuz hissetmezler. Fiziksel kapasitelerini ileri yaşlara kadar muhafaza ettikleri için kemik erimesi, kalp damar hastalıklarına daha az yakalanırlar. Dinç yapıları ile toplum içinde sevilen kişiler haline geldikleri için, evredekilerin takdirini kazanırlar. Yaşlıların beyin aktivitelerini artıran spor, unutkanlıkları da azaltır."
sporun faydaları saymakla bitmez tabi ki ama bunlar konu baslıklarıı....
SPORUN FAYDALARI
Her yaşa göre sporun faydaları
Spor, çocuk ve gençlerde mutluluk, öfkeyi kontrol edebilme, saldırganlığı frenlemeye yardımcı oluyor. Erişkinlerin, dinç ve dinamik görünmelerini, seks yaşamlarının daha düzenli ve tatminkar olmasını sağlıyor.
Spor rolü özellikle çocuklarda sosyal ilişkileri arttırmada ve yaşıtları ile daha iyi arkadaşlıklar kurmada büyük bir yer tutuyor.
Bu yaş gruplarında sorumluluk duygusunun yanı sıra, öfkeyi kontrol edebilme, saldırganlığı frenlemede sporun göz ardı edilemeyecek etkisi bulunuyor.
Çukurova Üniversitesi Mediko Sosyal Birimi Psikiyatri Uzmanı Sabri Yurdakul,sporun faydaları hakkında şunları söyledi: "Spor yapan çocuklar, enerjilerini sporla boşalttıkları için dersin başına oturduklarında daha verimli çalışır ve boşa vakit geçirmezler. Yaşıtlarına göre daha az hastalıklara yakalanır ayrıca, daha çabuk iyileşir. Takım ruhuna sahip oldukları için de yalnızlık hissetmez ve kendilerini dinleyecek bol zamanları kalır. Gençlik döneminde de bu çağın dinamizmini sporla değerlendirdikleri için alkol ve sigaradan uzak kalırlar. Gençliğin aşırı heyecanını spora aktarmak, olaylara yaklaşımlarda daha serinkanlı olmayı sağlar. Aynı zamanda gençler için çok gerekli olan kendine güven duygusu ve ifade yeteneği artar. Yediklerine, içtiklerine ve uykularına dikkat ettikleri için de iyi beslenir."
Unutkanlığa karşı
Sporun yaşlılar için ise faydası sadece bedensel yetilerle sınırlı kalmıyor. Bu yaş grubundakiler için çok önemli olan ruh haline de etki edebiliyor.
Yurdakul, yaşlılar söz konusu olduğunda sporun faydalarını şöyle sıraladı: "Spor yapan yaşlılar, bu yaş grubunda sık görülen depresyona daha az yakalanır, kendilerini yalnız ve mutsuz hissetmezler. Fiziksel kapasitelerini ileri yaşlara kadar muhafaza ettikleri için kemik erimesi, kalp damar hastalıklarına daha az yakalanırlar. Dinç yapıları ile toplum içinde sevilen kişiler haline geldikleri için, evredekilerin takdirini kazanırlar. Yaşlıların beyin aktivitelerini artıran spor, unutkanlıkları da azaltır."
Kadınların cinsel yaşamı üzerine merak edilenler
Kadınların cinsel yaşamı üzerine merak edilenler
Cinsellikte kadınlar söz konusu olduğunda her yaş döneminin getirdiği, kendine özgü sorunlar göze çarpıyor... Peki, kadınların 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlarında cinsel sorunlarına nasıl çözüm bulmaları gerekiyor?
Genç kadın, 20'li yaşlarda cinselliği keşfetmeye çalışırken, 30'lu yaşlarda vücudundaki erojen bölgeleri tanımanın ve partnerini nasıl baştan çıkaracağını bilmenin keyfini çıkarıyor. 40'lı yaşlarda da bu zevk devam ediyor. Sağlıklı bir kadın, 20 - 40 yaşları arasında haftada ortalama 1 - 4 kez cinsel ilişkiye giriyor. Bu oran, kadından kadına değişebiliyor. Hatta aynı kadında farklı zamanlarda, başta stres olmak üzere, çeşitli faktörlerden dolayı, ilişki sıklığı geçici olarak artabiliyor veya azalabiliyor. Yine kişilik yapısı olarak bazı kadınlar cinselliğe "düşkün" olurlarken, bazılarına göre cinselliğin önceliği alt sıralarda yer alabiliyor. Burada önemli olan, kadının cinselliğe olan arzusundan memnun olup olmadığı tabii ki. Ancak her dönem kendine özgü sorunları da beraberinde getiriyor!
20'Lİ YAŞLAR
KADIN ORGAZM ARAYIŞINDA
Korkular, belirsizlikler, utançlar, şüpheler ve hayalkırıklıkları... Özellikle ilk tecrübe, genç kızların büyük bir çoğunluğu için tam bir hayalkırıklığıyla sonuçlanıyor. Çünkü genç kızlar ilk cinsel ilişkilerini genellikle kendi vücutları hakkında pek fikir sahibi olmadan yaşıyor. Cinsellik konusundaki problemlerin bir çoğu, kadın ve erkeğin hem kendi hem de karşı cinsin vücudunu yeterince tanımamasından kaynaklanıyor. Hiç şüphesiz ki bu durum, cinsel ilişkiyi olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca kadın genital organlarının uyarılması, penisin uyarılmasından çok daha karmaşık. Dolayısıyla cinsel ilişkiden zevk alabilmek için hem kadın hem de erkeğin belli bir tecrübe edinmeleri gerekiyor. Diğer temel nokta ise 'orgazm'. Ancak tam bir birleşme sırasında ulaşılan vajinal orgazmı yaşamak, hangi yaşta olursa olsun zor. Bunun nedeni ise çok basit; vajinal mukoza çok duyarlı bir bölge olmadığı için ön sevişme çok kısa tutulur ya da aceleye getirilirse, kadının doyuma ulaşması zorlaşıyor. Bu durumda kendinizi sağlıksız, yetersiz ya da şanssız hissetmeyin. Orgazmı fazla büyütmemeniz daha gerçekçi bir tutum. Aksi takdirde beyin sadece orgazma ulaşmaya konsantre oluyor ve cinsel yaşamda gerginlik ya da tatminsizlikler yaşanıyor.
NE YAPMALI?
* Tecrübesizliğinizden kurtulmak için vücudunuz üzerinde keşfe çıkın ve nelerden hoşlandığınızı, hangi bölgelerinizin daha hassas olduğunu belirleyin. Vücudunuzu tanıdıkça, aslında son derece normal bir yapıya sahip olduğunuzu farkedecek, cinsel ilişkiden çok daha fazla zevk alacaksınız.
*Yatak odasındaki buluşma, korku, endişe ve güvensizlik kaynağı olmaya devam ediyorsa, partnerinize hissettiğiniz tedirginlik ve sıkıntıyı açıklayın. Utancınızı ve korkunuzu itiraf ederek içten davranabilir ve mutlu bir ilişki için çok daha elverişli bir ortam sağlayabilirsiniz.
*Cinsel eğitimle ilgili kitaplar okuyun. Hem kendi hem de partnerinizin bedeni hakkında fikir edindikçe cinselliğe olan yaklaşımınız da değişecek.
30'LU YAŞLAR
ALTIN ÇAĞ BAŞLIYOR
30'lu yaşlar, kadınlık hormonu östrojenin en sağlıklı çalıştığı dönemi ifade ediyor. Bu yaşlarda kadın vücudundaki erojen bölgeleri tanımanın ve partnerini nasıl baştan çıkarabileceğini keşfetmenin keyfini özgürce yaşıyor. Cinsel birleşme sırasında orgazma ulaşamadığında kendini suçlu ya da yetersiz hissetmiyor. Cinsel yaşamındaki yasakları kaldırıyor; okşamalar, öpmeler, masajlar ve oral ilişkiyle erotizmi hiçbir sıkıntı duymadan yaşayabiliyor. Ayrıca partnerine isteklerini ve sıkıntılarını söylemekten de çekinmiyor. Bu durumda cinsel tatmin her iki taraf için de büyük bir zevke dönüşüyor. Ancak 30'lu yaşların sonlarına doğru seks hormonlarının düzensizleşmesi nedeniyle adet dönemi öncesi sıkıntıları yoğunlaşıyor; baş ağrıları, sinirlilik, huzursuzluk ve tahammülsüzlük gitgide artan dozlarda görülmeye başlıyor. Ayrıca bu yaşlarda her şeyden önce kadının anne olmasıyla birlikte cinselliği ikinci plana atma, reddetme tehlikesi de yaşanabiliyor. Peki ya hamilelik boyunca seks yapılır mı? Elbette, ama dikkatli olmak koşuluyla... Oysa çiftler, genellikle bazı psikolojik nedenlerden ve bebeğin sağlığına zarar verebilir gibi yanlış bilgilerden dolayı cinsel ilişkide bulunmamayı tercih ediyor. Ayrıca kadının karnı burnundayken nasıl bir pozisyon uygulanması gerektiği konusunda da bilgisiz olabiliyorlar. Oysa hamilelikte cinsel ilişki, her iki taraf için de çok faydalı. Özellikle hala arzu edildiğini hissetmek kadını psikolojik olarak rahatlatıyor ve sıkıntıdan, stresten arındırıyor.
NE YAPMALI?
* Ev, iş ve aile üçgeni arasında yaşanan yoğun trafik nedeniyle cinsel soğukluk oluşmaya başlamışsa, bir uzman yardımı almayı ihmal etmeyin.
* Sık sık partner değiştiriyorsanız, herhangi bir hastalık riskine karşı, her 6 ayda bir doktor kontrolünden geçin.
* Cinsel soğukluk oluşmaması için, vajinal enfeksiyonlar ya da vajinismus gibi sinyalleri dikkate alın ve bir uzmana başvurun.
* Hamilelik döneminde mutlaka cinsel birleşmeye girmek gerekmiyor. Duyarlı bögeleri uyarmak ve ön sevişmeyi uzatmak gibi alternatifler de seks hayatına renk katıyor.
* Annelik, cinsel hayatınıza son vermek anlamına gelmemeli. Eğer çocuğunuzu tek başınıza bakmakta zorlanıyorsanız bir bakıcı tutabilirsiniz. Bazen de iş çıkışında çocuğunuzu annenize bırakarak romantizmi yeniden keşfedebilirsiniz.
40'LI YAŞLAR
ZEVK DEVAM EDİYOR
Uzun yıllar birlikte yaşamanın sonucu partnere duyulan güven, hamilelik riskinin giderek azalması ve çocukların büyümesiyle birlikte ev işleri yükünün hafiflemesi, cinsel yaşamı pozitif yönde etkiliyor. Ağır yüklerden kurtulan kadın bu dönemde çok daha rahat ve keyifli bir cinsellik yaşayabiliyor. 40'lı yaşların sonlarına doğru ise premenopoz adı verilen, menopoz öncesi bir dönem başlıyor. Bu dönemde, yumurtalıkların daha az östrojen üretmeye başlaması sonucu, cinsel isteksizlik, çabuk sinirlenme, adetin süresinin ve kanamasının azalması gibi sorunlar da gelişiyor. Ayrıca vajinal kayganlık azalıyor; birleşme ağrılı ve acılı bir hal alabiliyor. Diğer bir tehlike ise sıradanlığın cinsel yaşantıya hükmetmeye başlamasıyla yaşanıyor. Rutinlik duygusunun sizi ele geçirmesine izin vermeyin! Ancak üzülmenize de hiç gerek yok, menopoza girmenize yaklaşık on yıl var! Uzmanlara göre, bu tür can sıkıcı değişimler yaşanması son derece doğal. Bu durumda yapmanız gereken tek şey, bir yağlandırıcı krem kullanmak ve ön sevişme için daha fazla zaman ayırmak. Diğer şikayetlerinizden kurtulmak için de bir uzman yardımı almanızda yarar var. Unutmayın, cinsel isteği canlı tutmak, 50'li yaşların korkulu rüyası olan menopozun getireceği olumsuzluklara karşı da etkili bir çözüm.
NE YAPMALI?
* Sinirlilik, cinsel isteksizlik, adet süresinin ve kanamasının azalması gibi sorunlar yaşıyorsanız, kadın hastalıkları ve doğum uzmanından yardım alın.
* Kaslarınızın gençlik yıllarındaki gibi sıkı olması için Kegel egzersizini uygulayın. Bunun için; idrarınızı tutar gibi 2 saniye boyunca kendinizi kasın ve sonra gevşeyin. Bu hareketi her gün 10 kez, en az 6 hafta boyunca tekrar edin.
* Rutin bir cinsel yaşamdan kurtulmak için yataktan çıkıp farklı yerlerde seks yapmak bile yeterli gelebiliyor! Bu kez bir değişiklik yapın ve cumartesi gecesi yerine pazar sabahı sevişin.
Cinsellikte kadınlar söz konusu olduğunda her yaş döneminin getirdiği, kendine özgü sorunlar göze çarpıyor... Peki, kadınların 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlarında cinsel sorunlarına nasıl çözüm bulmaları gerekiyor?
Genç kadın, 20'li yaşlarda cinselliği keşfetmeye çalışırken, 30'lu yaşlarda vücudundaki erojen bölgeleri tanımanın ve partnerini nasıl baştan çıkaracağını bilmenin keyfini çıkarıyor. 40'lı yaşlarda da bu zevk devam ediyor. Sağlıklı bir kadın, 20 - 40 yaşları arasında haftada ortalama 1 - 4 kez cinsel ilişkiye giriyor. Bu oran, kadından kadına değişebiliyor. Hatta aynı kadında farklı zamanlarda, başta stres olmak üzere, çeşitli faktörlerden dolayı, ilişki sıklığı geçici olarak artabiliyor veya azalabiliyor. Yine kişilik yapısı olarak bazı kadınlar cinselliğe "düşkün" olurlarken, bazılarına göre cinselliğin önceliği alt sıralarda yer alabiliyor. Burada önemli olan, kadının cinselliğe olan arzusundan memnun olup olmadığı tabii ki. Ancak her dönem kendine özgü sorunları da beraberinde getiriyor!
20'Lİ YAŞLAR
KADIN ORGAZM ARAYIŞINDA
Korkular, belirsizlikler, utançlar, şüpheler ve hayalkırıklıkları... Özellikle ilk tecrübe, genç kızların büyük bir çoğunluğu için tam bir hayalkırıklığıyla sonuçlanıyor. Çünkü genç kızlar ilk cinsel ilişkilerini genellikle kendi vücutları hakkında pek fikir sahibi olmadan yaşıyor. Cinsellik konusundaki problemlerin bir çoğu, kadın ve erkeğin hem kendi hem de karşı cinsin vücudunu yeterince tanımamasından kaynaklanıyor. Hiç şüphesiz ki bu durum, cinsel ilişkiyi olumsuz yönde etkiliyor. Ayrıca kadın genital organlarının uyarılması, penisin uyarılmasından çok daha karmaşık. Dolayısıyla cinsel ilişkiden zevk alabilmek için hem kadın hem de erkeğin belli bir tecrübe edinmeleri gerekiyor. Diğer temel nokta ise 'orgazm'. Ancak tam bir birleşme sırasında ulaşılan vajinal orgazmı yaşamak, hangi yaşta olursa olsun zor. Bunun nedeni ise çok basit; vajinal mukoza çok duyarlı bir bölge olmadığı için ön sevişme çok kısa tutulur ya da aceleye getirilirse, kadının doyuma ulaşması zorlaşıyor. Bu durumda kendinizi sağlıksız, yetersiz ya da şanssız hissetmeyin. Orgazmı fazla büyütmemeniz daha gerçekçi bir tutum. Aksi takdirde beyin sadece orgazma ulaşmaya konsantre oluyor ve cinsel yaşamda gerginlik ya da tatminsizlikler yaşanıyor.
NE YAPMALI?
* Tecrübesizliğinizden kurtulmak için vücudunuz üzerinde keşfe çıkın ve nelerden hoşlandığınızı, hangi bölgelerinizin daha hassas olduğunu belirleyin. Vücudunuzu tanıdıkça, aslında son derece normal bir yapıya sahip olduğunuzu farkedecek, cinsel ilişkiden çok daha fazla zevk alacaksınız.
*Yatak odasındaki buluşma, korku, endişe ve güvensizlik kaynağı olmaya devam ediyorsa, partnerinize hissettiğiniz tedirginlik ve sıkıntıyı açıklayın. Utancınızı ve korkunuzu itiraf ederek içten davranabilir ve mutlu bir ilişki için çok daha elverişli bir ortam sağlayabilirsiniz.
*Cinsel eğitimle ilgili kitaplar okuyun. Hem kendi hem de partnerinizin bedeni hakkında fikir edindikçe cinselliğe olan yaklaşımınız da değişecek.
30'LU YAŞLAR
ALTIN ÇAĞ BAŞLIYOR
30'lu yaşlar, kadınlık hormonu östrojenin en sağlıklı çalıştığı dönemi ifade ediyor. Bu yaşlarda kadın vücudundaki erojen bölgeleri tanımanın ve partnerini nasıl baştan çıkarabileceğini keşfetmenin keyfini özgürce yaşıyor. Cinsel birleşme sırasında orgazma ulaşamadığında kendini suçlu ya da yetersiz hissetmiyor. Cinsel yaşamındaki yasakları kaldırıyor; okşamalar, öpmeler, masajlar ve oral ilişkiyle erotizmi hiçbir sıkıntı duymadan yaşayabiliyor. Ayrıca partnerine isteklerini ve sıkıntılarını söylemekten de çekinmiyor. Bu durumda cinsel tatmin her iki taraf için de büyük bir zevke dönüşüyor. Ancak 30'lu yaşların sonlarına doğru seks hormonlarının düzensizleşmesi nedeniyle adet dönemi öncesi sıkıntıları yoğunlaşıyor; baş ağrıları, sinirlilik, huzursuzluk ve tahammülsüzlük gitgide artan dozlarda görülmeye başlıyor. Ayrıca bu yaşlarda her şeyden önce kadının anne olmasıyla birlikte cinselliği ikinci plana atma, reddetme tehlikesi de yaşanabiliyor. Peki ya hamilelik boyunca seks yapılır mı? Elbette, ama dikkatli olmak koşuluyla... Oysa çiftler, genellikle bazı psikolojik nedenlerden ve bebeğin sağlığına zarar verebilir gibi yanlış bilgilerden dolayı cinsel ilişkide bulunmamayı tercih ediyor. Ayrıca kadının karnı burnundayken nasıl bir pozisyon uygulanması gerektiği konusunda da bilgisiz olabiliyorlar. Oysa hamilelikte cinsel ilişki, her iki taraf için de çok faydalı. Özellikle hala arzu edildiğini hissetmek kadını psikolojik olarak rahatlatıyor ve sıkıntıdan, stresten arındırıyor.
NE YAPMALI?
* Ev, iş ve aile üçgeni arasında yaşanan yoğun trafik nedeniyle cinsel soğukluk oluşmaya başlamışsa, bir uzman yardımı almayı ihmal etmeyin.
* Sık sık partner değiştiriyorsanız, herhangi bir hastalık riskine karşı, her 6 ayda bir doktor kontrolünden geçin.
* Cinsel soğukluk oluşmaması için, vajinal enfeksiyonlar ya da vajinismus gibi sinyalleri dikkate alın ve bir uzmana başvurun.
* Hamilelik döneminde mutlaka cinsel birleşmeye girmek gerekmiyor. Duyarlı bögeleri uyarmak ve ön sevişmeyi uzatmak gibi alternatifler de seks hayatına renk katıyor.
* Annelik, cinsel hayatınıza son vermek anlamına gelmemeli. Eğer çocuğunuzu tek başınıza bakmakta zorlanıyorsanız bir bakıcı tutabilirsiniz. Bazen de iş çıkışında çocuğunuzu annenize bırakarak romantizmi yeniden keşfedebilirsiniz.
40'LI YAŞLAR
ZEVK DEVAM EDİYOR
Uzun yıllar birlikte yaşamanın sonucu partnere duyulan güven, hamilelik riskinin giderek azalması ve çocukların büyümesiyle birlikte ev işleri yükünün hafiflemesi, cinsel yaşamı pozitif yönde etkiliyor. Ağır yüklerden kurtulan kadın bu dönemde çok daha rahat ve keyifli bir cinsellik yaşayabiliyor. 40'lı yaşların sonlarına doğru ise premenopoz adı verilen, menopoz öncesi bir dönem başlıyor. Bu dönemde, yumurtalıkların daha az östrojen üretmeye başlaması sonucu, cinsel isteksizlik, çabuk sinirlenme, adetin süresinin ve kanamasının azalması gibi sorunlar da gelişiyor. Ayrıca vajinal kayganlık azalıyor; birleşme ağrılı ve acılı bir hal alabiliyor. Diğer bir tehlike ise sıradanlığın cinsel yaşantıya hükmetmeye başlamasıyla yaşanıyor. Rutinlik duygusunun sizi ele geçirmesine izin vermeyin! Ancak üzülmenize de hiç gerek yok, menopoza girmenize yaklaşık on yıl var! Uzmanlara göre, bu tür can sıkıcı değişimler yaşanması son derece doğal. Bu durumda yapmanız gereken tek şey, bir yağlandırıcı krem kullanmak ve ön sevişme için daha fazla zaman ayırmak. Diğer şikayetlerinizden kurtulmak için de bir uzman yardımı almanızda yarar var. Unutmayın, cinsel isteği canlı tutmak, 50'li yaşların korkulu rüyası olan menopozun getireceği olumsuzluklara karşı da etkili bir çözüm.
NE YAPMALI?
* Sinirlilik, cinsel isteksizlik, adet süresinin ve kanamasının azalması gibi sorunlar yaşıyorsanız, kadın hastalıkları ve doğum uzmanından yardım alın.
* Kaslarınızın gençlik yıllarındaki gibi sıkı olması için Kegel egzersizini uygulayın. Bunun için; idrarınızı tutar gibi 2 saniye boyunca kendinizi kasın ve sonra gevşeyin. Bu hareketi her gün 10 kez, en az 6 hafta boyunca tekrar edin.
* Rutin bir cinsel yaşamdan kurtulmak için yataktan çıkıp farklı yerlerde seks yapmak bile yeterli gelebiliyor! Bu kez bir değişiklik yapın ve cumartesi gecesi yerine pazar sabahı sevişin.
ÖĞRENİM VE EĞİTİM
ÖĞRENİM VE EĞİTİM
Yeryüzü, halife görevi verilerek yaratılan kadın ve erkeğin olgunlaşıp kemale erişme yeridir. Yaratılış yasaları icabı tüm insanlar yaptığı işlerden dolayı sınava tabi tutulacaklar, yalnızca kendi düşünce ve çalışmalarının hak ettirdiği ödül veya cezayı göreceklerdir. Kur'ân, gerek kadın ve gerekse erkekten ilim sahibi olmalarını, yaşamlarını da bu bilgiler istikametinde düzenlemelerini istemektedir. Böylece İlâhî Yasalar'ın öngördüğü fiiller sergileneceğinden, Yüce Allah'ın sevgi ve rahmetine kavuşulmuş olacaktır. Şu halde okuyarak bilgi sahibi olmak yaşamın temel şartıdır. İlâhî Yasalar'ın öğrenilmesi için muteber Kur'ân- Kerîm çevirileri okunmalı; ayrıca pozitif ilimler öğrenilerek çağdaş bilgiler ile donanılmalıdır. Bilim ve teknolojinin dev adımlar ile ilerlediği çağımızda, öncelikli görevi gereği geleceğin neslini yetiştiren kadın, bilgi sahibi olmazsa, çocuklarını yarınlara nasıl hazırlayabilir? Böyle bir ülkenin geleceği de geri kalmışlıktan kurtulamaz.
Kuvvetin egemen olduğu eski devirlerde kadına değer verilmemiş, ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüştü. Ancak İslâmiyet' in gelmesi ile, yaratılışı gereği hakkı olan konumunu kazanmıştı. Hz. Peygamber'imizden sonraki devirlerde Arap örf ve adetleri, Kur'ân' ı Kerîm'in kadına vermiş olduğu birçok hakları geri almış, aile kurumunu bozan çok evlilik de devam ettirilmişti. Aşırı örtülerek eve kapatılan kadın cahil kalmış, ne kendisine ve ne de çevresine fayda sağlayamaz hale getirilmişti. Oysa gerek Kur'ân'da ve gerekse Hz. Peygamber'imizin Sünnet'inde böyle ilkel hükümler bulunmamaktadır.
YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU
96/1-5 : Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı embriyodan (ilişip yapışan bir sudan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. O'dur kalem ile öğreten. İnsana bilmediğini öğretti.
39/9 : ...De ki : Bilenler ile bilmeyenler hiç eşit olur mu?
Kur'ân; cins, yaş, renk farkı gözetmeksizin bütün insanları muhatap alır. Oku emri ile başlayan ve Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sözü olan ayet, her ne kadar Hz. Peygamber'e yöneltilmişse de hitap bütün insanlaradır. Yüce Allah'ın lütfu ile yaratılan kadın ve erkek, dünya hayatını düzenleyen İlâhî Yasalar'ı öğrenmekle yükümlüdür. İnsanın kendisini tanımasını, yaratılma sebeplerini,Yüce Yaratıcı'ya olan görev ve sorumluluklarını, kendisine, yakınlarına, milletine ve tüm insanlara faydalı olabilmek için neler yapması gerektiğini mutlaka bilmelidir. Bu da ancak Kur'ân'ın önerdiği gibi okumakla, bilgi sahibi olmakla yerine getirilir. Öğrenim ve eğitim yapmayan bir insan cahil kalarak görevlerini, sorumluluklarını yerine getiremez. Olgunlaşıp kemale eremeyeceğinden bu dünya'daki sınavını kaybetmekten de kurtulamaz. Kur'ân, öğrenim ve eğitim görmeyenlerden uzak durulması uyarısını yapıyor. Araf 7 / 199 : «...Cahillerden yüz çevir.» Bilginin önemi için de şöyle buyurmaktadır. Zümer 39/9: «Bilenler ile bilmeyenler hiç eşit olur mu?» İlâhî Yasalar ile birlikte Tıp, Kimya, Matematik, Çevre Bilimi, Hukuk, Psikoloji v.s. gibi faydalı ilimleri öğrenmek ve uygulamak, başkalarına da öğretmek insanlara ne büyük bir hizmettir.
Öğrenim ve eğitim görmüş kadınlar; kocalarına iyi bir arkadaş, ailelerine maddî ve manevî yönden fayda sağlayan, öncelikli görevi icabı çocuklarını bilimsel terbiye etmek iyi ve bilgili bir neslin yetişmesine sebep olmak gibi, topluma da birçok alanlarda hizmet vermektedirler. Kadın evde oturmalı, erkekler ile temas etmemelidir. düşüncesini taşıyanlar; kadını eve hapsedip bilgisiz bırakarak, ikinci sınıf insan durumuna düşürmüşlerdir. Böyle ilkel hükümler Kur'ân'da da, Sünnet'te de yoktur. Bunlar Hz. Peygamberimizden sonraki devirlerde zalimce yapılan saptırmaların acı bir ürünüdür. İlim ve teknolojinin büyük bir hız ile ilerlediği çağımızda, kültür ve bilgiden yoksun bir kadın; ne ailesine, ne çocuklarına, ne toplumuna ve ne de kendisine faydalı olamaz. Bazı İslâm ülkeleri; nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlarını sosyal hayata sokmadıklarından, onların büyük gücünden istifade edememiş, her alanda da geri kalarak gelişememişlerdir.
SÜNNET'DE ÖĞRENİM VE EĞİTİM
Kadınlar Hz. Peygamber yanında hususi bir sevgi ve itina konusu olmuşlardı. Buharî'ye göre O, haftanın bir gününü sadece kadınlara söz söylemek ve onların suallerine cevap vermek üzere ayırmıştı. Hz. Muhammed (s.a.s.) in ailesi, bu işte kendisine yardım ederlerdi. Bilindiği gibi Hz.Hafsa adını taşıyan eşi, okuma ve yazma biliyordu. Diğer bir eşi olan Hz.Âişe, Fıkıh (İslâmi Kurallar) ilminde uzmanlaşmış ve daha sonraları en âlim kimseler tarafından bile kendisine bir hukukçu olarak danışmaktaydılar. Kendisi ayni zamanda şiir, tıp, Arap Tarihi ve Nesebler (soy) ilmi v.s. sahalarında da seçkin olmuştu. Kur'ân; Hz. Peygamber'in eşlerine, öğretimle meşgul olma zorunluluğunu da yüklemişti. Ahzab 33/34 : «Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti (diğerlerine) hatırlatın ve nakledin...»
İmam Buharî bize şu önemli hadisi nakleder :« Bir cariyeye (kadın esir) sahip olan kimse tahsillerden iyi bir tahsil versin, ona eğitimlerden iyi bir eğitim sağlasın ve sonra onu hür bir kadın olarak evlendirmesi için serbest bıraksın; böyle bir kimse Allah katında çift ödüllendirilecektir.» Sahabe (Hz. Peygamberin zamanında yaşayanlar) arasında da yirmi kadın hukukçu gösterilmektedir. Hz. Peygamber şöyle buyuruyordu : İlim peşinde koşmak, her bir müslüman kişi için bir görevdir. Diğer bir hadisinde de : «Çin'de de olsa ilmi arayınız. »(Bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi II, Say.79)
KENDİNİZİ VE AİLENİZİ ATEŞTEN KORUYUN
66/6 : Ey iman sahipleri! Kendinizi ve aile bireylerinizi ateşten (cehennemden) koruyun...
58/11 :...Allah iman edenleri yükseltir, ilim verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür...
Kur'ân aile bireylerini uyarıyor ve onlara görev yüklüyor : Kendinizi ve ailenizi ateşten (cehennemden) koruyun! Korumak için öncelikli olarak bilgilenmek, aileyi de bilgilendirmek ve eğitmek gerekir. Çocuklara verilecek ilk öğrenim ve eğitim, sevgi vermek ve her şeyi sevmeyi öğretmekle başlar. Bizi kim ve niçin yarattı? Yüce Allah kullarına hangi ödevleri vermiştir? Emir ve yasaklar nelerdir ve nasıl uygulanır? Sosyal hayatta aile ve toplum ile ilişkiler nasıl düzenlenmelidir? İnsanların iyiliğine ve mutluluğuna hizmet hedef alındığında, gerekli bilgi ve eğitim seviyesini elde etmek için neler yapılmalıdır? Çok çalışmak lüzûmlu mudur? Topluma nasıl faydalı olunur? Hayır işlerinde yarışma büyük bir ibadet midir? İşte bunun ve benzer suallerin cevapları anne-baba tarafından bilinmeli ve çocuklara da de ilk ve temel bilgiler, aile ocağında verilmelidir.
Kur'ân; Yüce Allah'ın sevgisine erişmenin, cennete girmenin sırlarını açıklamıştır. Ali İmran 3/133 : «...Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır. » Ali İmran 3/76 : ...Allah, takva sahiplerini sever. Bu ayetlerden öğreniyoruz ki Yaratıcı Kudret; gerek kadın ve gerekse erkekten takva bilgileri öğrenilerek takva sıfatlarına sahip olunmasını istemektedir. Bu sıfatları kazanmakla hem Yüce Allah'ın sevgisine erişilmiş ve hem de cehennem ateşinden korunulmuş olur.
(Bkz. Bu Kitap, Takva Elbisesi)
Kur'ân, bilginin önemi için Mücadile 58/11 de şöyle buyurmaktadır : « Allah ilim verilenleri kat kat dereceleri ile büyültür. » Yüce Allah; gerek kadın ve gerekse erkeğin Kur'ân Kitabını, İnsan Kitabını, Evren Kitabını okumakla öğrenim görmeleri ve ilim sahibi olmaları için onlardan şöyle yakarışta bulunmalarını öğütlemektedir. Taha 20/114 : «...Şöyle de : Rabbim ilmimi arttır.»
Yeryüzü, halife görevi verilerek yaratılan kadın ve erkeğin olgunlaşıp kemale erişme yeridir. Yaratılış yasaları icabı tüm insanlar yaptığı işlerden dolayı sınava tabi tutulacaklar, yalnızca kendi düşünce ve çalışmalarının hak ettirdiği ödül veya cezayı göreceklerdir. Kur'ân, gerek kadın ve gerekse erkekten ilim sahibi olmalarını, yaşamlarını da bu bilgiler istikametinde düzenlemelerini istemektedir. Böylece İlâhî Yasalar'ın öngördüğü fiiller sergileneceğinden, Yüce Allah'ın sevgi ve rahmetine kavuşulmuş olacaktır. Şu halde okuyarak bilgi sahibi olmak yaşamın temel şartıdır. İlâhî Yasalar'ın öğrenilmesi için muteber Kur'ân- Kerîm çevirileri okunmalı; ayrıca pozitif ilimler öğrenilerek çağdaş bilgiler ile donanılmalıdır. Bilim ve teknolojinin dev adımlar ile ilerlediği çağımızda, öncelikli görevi gereği geleceğin neslini yetiştiren kadın, bilgi sahibi olmazsa, çocuklarını yarınlara nasıl hazırlayabilir? Böyle bir ülkenin geleceği de geri kalmışlıktan kurtulamaz.
Kuvvetin egemen olduğu eski devirlerde kadına değer verilmemiş, ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüştü. Ancak İslâmiyet' in gelmesi ile, yaratılışı gereği hakkı olan konumunu kazanmıştı. Hz. Peygamber'imizden sonraki devirlerde Arap örf ve adetleri, Kur'ân' ı Kerîm'in kadına vermiş olduğu birçok hakları geri almış, aile kurumunu bozan çok evlilik de devam ettirilmişti. Aşırı örtülerek eve kapatılan kadın cahil kalmış, ne kendisine ve ne de çevresine fayda sağlayamaz hale getirilmişti. Oysa gerek Kur'ân'da ve gerekse Hz. Peygamber'imizin Sünnet'inde böyle ilkel hükümler bulunmamaktadır.
YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU
96/1-5 : Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı embriyodan (ilişip yapışan bir sudan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. O'dur kalem ile öğreten. İnsana bilmediğini öğretti.
39/9 : ...De ki : Bilenler ile bilmeyenler hiç eşit olur mu?
Kur'ân; cins, yaş, renk farkı gözetmeksizin bütün insanları muhatap alır. Oku emri ile başlayan ve Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sözü olan ayet, her ne kadar Hz. Peygamber'e yöneltilmişse de hitap bütün insanlaradır. Yüce Allah'ın lütfu ile yaratılan kadın ve erkek, dünya hayatını düzenleyen İlâhî Yasalar'ı öğrenmekle yükümlüdür. İnsanın kendisini tanımasını, yaratılma sebeplerini,Yüce Yaratıcı'ya olan görev ve sorumluluklarını, kendisine, yakınlarına, milletine ve tüm insanlara faydalı olabilmek için neler yapması gerektiğini mutlaka bilmelidir. Bu da ancak Kur'ân'ın önerdiği gibi okumakla, bilgi sahibi olmakla yerine getirilir. Öğrenim ve eğitim yapmayan bir insan cahil kalarak görevlerini, sorumluluklarını yerine getiremez. Olgunlaşıp kemale eremeyeceğinden bu dünya'daki sınavını kaybetmekten de kurtulamaz. Kur'ân, öğrenim ve eğitim görmeyenlerden uzak durulması uyarısını yapıyor. Araf 7 / 199 : «...Cahillerden yüz çevir.» Bilginin önemi için de şöyle buyurmaktadır. Zümer 39/9: «Bilenler ile bilmeyenler hiç eşit olur mu?» İlâhî Yasalar ile birlikte Tıp, Kimya, Matematik, Çevre Bilimi, Hukuk, Psikoloji v.s. gibi faydalı ilimleri öğrenmek ve uygulamak, başkalarına da öğretmek insanlara ne büyük bir hizmettir.
Öğrenim ve eğitim görmüş kadınlar; kocalarına iyi bir arkadaş, ailelerine maddî ve manevî yönden fayda sağlayan, öncelikli görevi icabı çocuklarını bilimsel terbiye etmek iyi ve bilgili bir neslin yetişmesine sebep olmak gibi, topluma da birçok alanlarda hizmet vermektedirler. Kadın evde oturmalı, erkekler ile temas etmemelidir. düşüncesini taşıyanlar; kadını eve hapsedip bilgisiz bırakarak, ikinci sınıf insan durumuna düşürmüşlerdir. Böyle ilkel hükümler Kur'ân'da da, Sünnet'te de yoktur. Bunlar Hz. Peygamberimizden sonraki devirlerde zalimce yapılan saptırmaların acı bir ürünüdür. İlim ve teknolojinin büyük bir hız ile ilerlediği çağımızda, kültür ve bilgiden yoksun bir kadın; ne ailesine, ne çocuklarına, ne toplumuna ve ne de kendisine faydalı olamaz. Bazı İslâm ülkeleri; nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlarını sosyal hayata sokmadıklarından, onların büyük gücünden istifade edememiş, her alanda da geri kalarak gelişememişlerdir.
SÜNNET'DE ÖĞRENİM VE EĞİTİM
Kadınlar Hz. Peygamber yanında hususi bir sevgi ve itina konusu olmuşlardı. Buharî'ye göre O, haftanın bir gününü sadece kadınlara söz söylemek ve onların suallerine cevap vermek üzere ayırmıştı. Hz. Muhammed (s.a.s.) in ailesi, bu işte kendisine yardım ederlerdi. Bilindiği gibi Hz.Hafsa adını taşıyan eşi, okuma ve yazma biliyordu. Diğer bir eşi olan Hz.Âişe, Fıkıh (İslâmi Kurallar) ilminde uzmanlaşmış ve daha sonraları en âlim kimseler tarafından bile kendisine bir hukukçu olarak danışmaktaydılar. Kendisi ayni zamanda şiir, tıp, Arap Tarihi ve Nesebler (soy) ilmi v.s. sahalarında da seçkin olmuştu. Kur'ân; Hz. Peygamber'in eşlerine, öğretimle meşgul olma zorunluluğunu da yüklemişti. Ahzab 33/34 : «Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti (diğerlerine) hatırlatın ve nakledin...»
İmam Buharî bize şu önemli hadisi nakleder :« Bir cariyeye (kadın esir) sahip olan kimse tahsillerden iyi bir tahsil versin, ona eğitimlerden iyi bir eğitim sağlasın ve sonra onu hür bir kadın olarak evlendirmesi için serbest bıraksın; böyle bir kimse Allah katında çift ödüllendirilecektir.» Sahabe (Hz. Peygamberin zamanında yaşayanlar) arasında da yirmi kadın hukukçu gösterilmektedir. Hz. Peygamber şöyle buyuruyordu : İlim peşinde koşmak, her bir müslüman kişi için bir görevdir. Diğer bir hadisinde de : «Çin'de de olsa ilmi arayınız. »(Bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi II, Say.79)
KENDİNİZİ VE AİLENİZİ ATEŞTEN KORUYUN
66/6 : Ey iman sahipleri! Kendinizi ve aile bireylerinizi ateşten (cehennemden) koruyun...
58/11 :...Allah iman edenleri yükseltir, ilim verilenleri ise kat kat dereceleri ile büyültür...
Kur'ân aile bireylerini uyarıyor ve onlara görev yüklüyor : Kendinizi ve ailenizi ateşten (cehennemden) koruyun! Korumak için öncelikli olarak bilgilenmek, aileyi de bilgilendirmek ve eğitmek gerekir. Çocuklara verilecek ilk öğrenim ve eğitim, sevgi vermek ve her şeyi sevmeyi öğretmekle başlar. Bizi kim ve niçin yarattı? Yüce Allah kullarına hangi ödevleri vermiştir? Emir ve yasaklar nelerdir ve nasıl uygulanır? Sosyal hayatta aile ve toplum ile ilişkiler nasıl düzenlenmelidir? İnsanların iyiliğine ve mutluluğuna hizmet hedef alındığında, gerekli bilgi ve eğitim seviyesini elde etmek için neler yapılmalıdır? Çok çalışmak lüzûmlu mudur? Topluma nasıl faydalı olunur? Hayır işlerinde yarışma büyük bir ibadet midir? İşte bunun ve benzer suallerin cevapları anne-baba tarafından bilinmeli ve çocuklara da de ilk ve temel bilgiler, aile ocağında verilmelidir.
Kur'ân; Yüce Allah'ın sevgisine erişmenin, cennete girmenin sırlarını açıklamıştır. Ali İmran 3/133 : «...Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır. » Ali İmran 3/76 : ...Allah, takva sahiplerini sever. Bu ayetlerden öğreniyoruz ki Yaratıcı Kudret; gerek kadın ve gerekse erkekten takva bilgileri öğrenilerek takva sıfatlarına sahip olunmasını istemektedir. Bu sıfatları kazanmakla hem Yüce Allah'ın sevgisine erişilmiş ve hem de cehennem ateşinden korunulmuş olur.
(Bkz. Bu Kitap, Takva Elbisesi)
Kur'ân, bilginin önemi için Mücadile 58/11 de şöyle buyurmaktadır : « Allah ilim verilenleri kat kat dereceleri ile büyültür. » Yüce Allah; gerek kadın ve gerekse erkeğin Kur'ân Kitabını, İnsan Kitabını, Evren Kitabını okumakla öğrenim görmeleri ve ilim sahibi olmaları için onlardan şöyle yakarışta bulunmalarını öğütlemektedir. Taha 20/114 : «...Şöyle de : Rabbim ilmimi arttır.»
Kadının yaratılışı nasıl olmuştur ?
Kadının yaratılışı nasıl olmuştur ?
Kur'an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem'dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem'e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, "O insandan eşini vücuda getirdi" mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva'yı Hz. Adem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem'i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva'yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır."
Hz. Ebû Hüreyre'nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz" (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva' nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem'in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem'in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle "Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor."(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem'in, ilk kadın olan Havva'nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva'nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
Kadın ve erkek bir bütünün (nefsin) çiftleştirerek yaratılmış iki parçasıdır. Bu bakımdan insanlık hak ve değerleri açısından birbirlerine eşittirler. Yüce Yaratıcı'larına karşı kul olmanın bütün sorumluluklarını (sevap ve günahları) ayni yükümlülükle paylaşırlar. İnsanlar doğuştan Cenâb-ı Allah'a değer olarak ayni mesafededir. Ancak yaptığı işler neticesinde değeri artar veya eksilir. Allah katında kadın veya erkek olsun en değerli insan, hangi cinsten olursa olsun ancak takva sıfatlarına sahip olandır. Ne kadın erkeğin hakimiyeti için yaratılmış ve ne de erkek kadının hakimiyeti için var edilmiştir. Onlar, sosyal hayatta birbirlerini tamamlamak için görevlendirilmişlerdir. Her iki cinsinde, yaratılıştan kaynaklanan farklılıkları ve üstünlükleri vardır. Bu farklılıklar, hukuk açısından birinin diğerine hükmetmesi demek değildir.
Kur'an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem'dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem'e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, "O insandan eşini vücuda getirdi" mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva'yı Hz. Adem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem'i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva'yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır."
Hz. Ebû Hüreyre'nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz" (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva' nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem'in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem'in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle "Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor."(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem'in, ilk kadın olan Havva'nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva'nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
Kadın ve erkek bir bütünün (nefsin) çiftleştirerek yaratılmış iki parçasıdır. Bu bakımdan insanlık hak ve değerleri açısından birbirlerine eşittirler. Yüce Yaratıcı'larına karşı kul olmanın bütün sorumluluklarını (sevap ve günahları) ayni yükümlülükle paylaşırlar. İnsanlar doğuştan Cenâb-ı Allah'a değer olarak ayni mesafededir. Ancak yaptığı işler neticesinde değeri artar veya eksilir. Allah katında kadın veya erkek olsun en değerli insan, hangi cinsten olursa olsun ancak takva sıfatlarına sahip olandır. Ne kadın erkeğin hakimiyeti için yaratılmış ve ne de erkek kadının hakimiyeti için var edilmiştir. Onlar, sosyal hayatta birbirlerini tamamlamak için görevlendirilmişlerdir. Her iki cinsinde, yaratılıştan kaynaklanan farklılıkları ve üstünlükleri vardır. Bu farklılıklar, hukuk açısından birinin diğerine hükmetmesi demek değildir.
3 Temmuz 2008 Perşembe
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN YAŞAM FELSEFESİ,
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN YAŞAM FELSEFESİ,
İNANÇ VE ÖĞRETİSİ·
Bu çalışmada, Hacı Bektaş Veli’nin yaşam felsefesi, inanç ve öğretisi ele alınmaktadır. Hacı Bektaş Veli öğretisinin onun yaşadığı çağdaki rolü ve günümüzdeki etkileri anlatılmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel alanlardaki görüşleri belirtilmektedir. Ayrıca yazıya Hacı BektaşVeli’den alınan söz ve şiirler de eklenmiştir.
ASTRACT
In this study, the life philosophy, belief and teaching of Hacı Bektaş Veli is taken up. The role of Hacı Bektaş Veli teaching in the area he lived, and its effects today are explained. The views of Hacı Bektaş Veli on social, political, economic, ethnic and religous areas are stated. Sayings and poems of Hacı Bektaş Veli are also added.
Anahtar Kelimeler: Hacı Bektaş Veli, Bektaşilik, Alevilik.
Key Words: Hacı Bektaş Veli, Bektashim, Alevism.
Hararet nârdadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.
Hacı Bektaş Veli
“Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen Hacı Bektaş Veli, öğretisinin temel ilkelerini içeren bu anlamlı dizeleriyle sadece o dönemin değil, günümüzün insanına da önemli mesajlar veriyordu.
Hacı Bektaş Veli’nin, 13. yüzyılda Anadolu’da uyardığı bu çerağ (bilim ışığı), savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi hareketler (reformlar), sadece Avrupa’daki Hümanizm ve Rönesans hareketleri-ni değil, aynı zamanda 17. ve 18. yüzyılda gelişen sivilleşme harketle-rini de andırıyordu.
“Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdâdır!...” diyen Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan, Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan bir hakikat insanı (Mürşid-i Kâmil); bilimi ve sanatı kendisine rehber kılan bir düşünürdü. Hacı Bektaş Veli’ye duyulan ilgi, gösterilen sevgi, işte onun, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan insan-Tanrı-doğa sevgisi ve varlık birliği ilkesine dayanan hümanist yaşam felsefesi ve gizemci öğretisinden kaynaklansa gerektir.
12.-13. yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun simgesi olan bir güvercin donuyla Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş Veli, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinen bir hümanist ve bu ekolle farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan; ceylanla arslanı (zayıf ve güçlüyü) dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.
“Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!” diyen Hacı Bektaş Veli, bu evrensel düşüncelerden ve Anadolu’nun yaşam gerçeğinden (sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel yapısından) yola çıkarak, Alevi inan-cına mensup diğer Anadolu ve Horasan erenleriyle, heterodoks Batınî çevrelerle; Gaziyan-i Rum (Anadolu Gazileri), Ahiyan-ı Rum (Anado-lu Ahileri), Abdalan-ı Rum (Anadolu Abdalları) ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) gibi teşkilâtlarla birlikte Anadolu’da yeni bir ekol geliştirdi. Uygarlıklar hazinesi Anadolu’nun o zengin kültür mozaiğini bozmadan, parçalamadan farklı öğeleriyle, sevgi ve hoşgörü temelinde biraraya getirdiği ve tasavvufla birleştirdiği bu yeni oluşum, Anadolu Aleviliği’ydi.
Alevi öğretisinin çağa açık olması ve bu öğretiye mensup insanların büyük çoğunlukla sekularist (çağdaş), demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinde yana olmaları, işte, ta 13. yüzyılda Anadolu’da batıdaki reformlar düzeyinden başlatılan ve zamanla geliştirilen bu yenilikçi hareketler sayesindedir.
“Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır; düşünce karan-lığına ışık tutanlara ne mutlu; kadınları okutunuz; dinine diz-lerinle değil, kalbinle bağlan; okunacak en büyük kitap insandı.” diyen Hacı Bektaş Veli, inancı hurafalerden arındıran, onu akla, man-tığa ve sevgi temeline dayandıran, kadın ve erkek eşitliğini savunan ve o dönemde Hatun Ana önderliğinden kurulan Anadolu Bacı-ları[1] teşkilâtına büyük destek veren bir reformcu; halk kültürüne ve eğitimine önem veren; üretimde ve üleşimde sosyal adalet ilkesini be-nimseyen; “insanın alnı açık ve cesur dolaşması için her şeyden önce adaletli olması gerektiğini” savunan bir düşünürdü.
12.-13. yüzyılda Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre’yle Anadolu’ da gelişen, yaygınlaşan, doğu ve batı kültürleri arasında iyi bir anlaşma zeminini oluşturan Alevi hümanizması, sadece insan sevgisine değil aynı zamanda Tanrı ve doğa sevgisine de dayanıyordu.
Hacı Bektaş Veli, sadece insana değil, ondan ayrı görmediği ve onun bir parçası saydığı doğadaki diğer varlıklara ve tabiat unsur-larına da aynı önemi veriyordu. Alevi inanç ve öğretisinde Âlem-i Anasır denilen maddî âlemin dört temel unsuru (çar anasır) olan toprak, su, ateş ve yele (havaya) kutsiyet derecesinde önem verilir.
İnsanın cemâlini (yüzünü) Hakk’ın cemâli, gönlünü Hakk’ın evi bilen Hacı Bektaş Veli, sadece insanların değil, hayvanların bile in-cinmesine ve onlara işkence yapılmasına karşıydı. İşte, Hacı Bektaş Velâyetnâme’sinden buna bir örnek:
“Bir gün, Hacı Bektaş Veli’nin dervişi olan Kal’acuk kadısı, yanına al-dığı birçok muhiple birlikte Hz. Hünkâr’ı ziyaret etmeye giderler.
...Yolda, otlu, sazlı bir alana geldiler. gördüler ki orada bir bölük kara canavarı (domuz) yatmada. İçlerinden biri, üstlerine vardı, domuzlar kaç-tılar, o adam, bir yavru yakaladı. Birinde bir çan varmış, domuzun boynu-na takıp salıvermek istedi. Kadı, ‘gelin etmeyin, erenleri ziyarete gidiyo-ruz; bu, doğru bir iş değil. Hayvanlar, bunun sesini duyunca korkudan, kaçmadan kendilerini helâk ederler’ dediyse de dinletemedi.
Yavrunun boynuna çanı taktılar. O, öbürlerine yetişeyim diye koştukça, çan sesinden ürken canavarlar kaçmaya koyuldular; adamlar da bunu gö-rüp gülüştüler, yollarına revan oldular; vara vara Kırşehir’e geldiler.
O sıralarda Hünkâr, Kırşehiri’ne gitmişti. Ahi Evren’le Gölpınarı’nda sohbet ediyordu. Bunlar da Hünkâr’ın orada olduğunu duyup geldiler, Hünkâr’ın elini, ayağını öptüler. Hünkâr, bunlara bakıp dedi ki: ‘O hay-vancıklar, size ne yaptı da o yavruyu tutup boynuna çan takarak bırakır-sınız; çanın sesini işiten hayvancıkların kimisi kaça kaça helâk oldu, ki-misi de ölüm haline geldi. Hakk’a giden hak uğrum hakkı için hiç bir yerde alnımız terlemedi, ancak o yavrucuğun ardından yetişip boynundan o çanı alıncıya dek alnımız terledi; işte o yavruya taktığınız çan.
Hünkâr, çanı gösterince hepsi de şaşırdı, elini ayağını öperek özür diledi-ler.Erenler suçlarını bağışladı. Kadılıktan dönüp derviş olana da ‘senden’ dedi ‘dervişlik kokusu gelmede. Derviş olanın, hiçbir yaratılmışa ezi-yet etmemesi gerekir.”[2] (Buna benzer bir menkıbe de Kayagusuz Abdal’ ın, Abdal Musa ile buluşması ve ondan nasip almasıyla ilgili anlatılır).[3]
Hacı Bektaş Veli’nin, Hoca Ahmed Yesevi Dergâhı’nda eğitim ve öğrenimini tamamladıktan sonra, Lokman Perende’den nasib ve emanetlerini alıp, o dönemin savaş ve kargaşa ortamında, günümüzde de barışın simgesi olan güvercin donuyla Rum ülkesine (Anadolu’ya) gelişi oldukça anlamlıdır. (Velâyetnamede her ne kadar Hacı Bektaş Veli’nin Hoca Ahmed Yesevi’den emanetlerini aldığı ve Hacı Bektaş Veli, onun çağdaşıymış gibi gösterilmekte ise de, aslında ikisinin yaşamı arasında aşağı yukarı bir asırlık fark vardır. Bu ilişki, sadece manevi anlamda kurulan bir ilişkidir. Bu anlamda Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş Veli’nin manevi mürşididir). (Konuyla ilgili geniş bilgi için Hacı Bektaş Veli Velâyetnamesine bkz.)
Hacı Bektaş Veli, barışın ve mazlumun simgesi güvercin donuyla Anadolu’ya ayak basarken, yırtıcı kuş doğan şekline girip, onu av-lamak isteyen Hacı Doğrul’a şöyle seslenir:
“Ey Doğrul! Er, erin üstüne böyle gelmez! Siz bize zalim kılığında geldiniz, biz size mazlum kılığında. Eğer güvercinden daha mazlum bir mahluk bulsaydık, onun şeklinde gelirdik! ”(...)[4]
Evet, güvercin donunda, mazlum kılığında Anadolu’ya gelen ve mazlumun, yoksul Anadolu halkının safında yerini alan ve bir süre Amasya’da Baba İlyas ve Baba İshak’ın yanında hizmet veren Hacı Bektaş Veli, daha sonra Sulucakarahöyük’e, bugünkü Hacıbektaş ilçe-sine yerleşti. Anadolu insanlarının yaşam biçimleri, inançları ve kültürel değerleriyle yoğrulan, onların sentezinden oluşan Anadolu Alevi-Bektaşi inancını ve yaşam felsefesini burada yaydı.
Hacı Bektaş dergâhı, Alevi-Bektaşi inancının bir merkezi olduğu gibi, sosyoekonomik ve politik dayanışmanın da bir merkeziydi. Bir kültür merkezi olan bu dergâhta halkı irşad edecek, aydınlatacak ve halkın sorunlarıyla ilgilenecek dervişler, mürşitler, dedeler, dede-babalar yetiştirildiği gibi, Ahi kurumlarıyla (meslek loncalarıyla) bir-likte çeşitli meslek dallarında eğitim de veriliyordu. Hacı Bektaş Veli ile birlikte aynı düşünce ve inanç doğrultusunda hizmet veren ünlü düşünürlerden (mutasavvıflardan) bazıları ise şunlardır: Kırşehir’de Ahi Evren Veli ve Muhlis Paşa’nın oğlu Âşık Paşay-ı Veli, Amasya’da Baba İlyas ve Baba İshak; Eskişehir’de Yunus Emre, Aksaray/Ortaköy/Taptuk köyünde Taptuk Emre; Bilecik’te Şeyh Edebali (Osman Gazi’nin mürşidi ve kayınpederi); Rumeli’de Sarı Saltuk; İstanbul’da Karaca Ahmed Sultan; Tokat’ta Barak Baba, Antalya/Elmalı’da Abdal Musa Sultan; Akşehir’de Seyyid Mahmud Hayrani, ayrıca (Hacı Bektaş’ın) halifelerinden Cemâl Seyyid, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Pir Ebi Sultan, Güvenç Abdal gibi erenler ve Hatun Ana, Kutlu Melek (Kadıncık Ana), Fatma Bacı, Muhterem Hatun, Rabiâ Bacı, Zeynepcik Ana, Baş Açık Ana, Celâl Hatun gibi kadın önderler. (...)
Velâyetnâme’de, Emir Cem Sultan adında, Sulucakarahöyük’ün güney tarafından büyük bir tekke kuran bir erden sözedilir. Bu Er, bir gün Hacı Bektaş Veli’yi ziyarete gider; niyazlar yapılır, kurbanlar tığlanıp yenilir. Emir Cem Sultan, tekkesine döndükten sonra, derviş-leri, Hacı Bektaş Veli’nin nasıl bir Er olduğunu sorarlar. Emir Cem Sultan, şu yanıtı verir: “Hünkâr, öyle bir denizdir ki, değme nesne onu bulandırmaz. ”
Evet, değme nesnenin bulandıramadığı, engin düşüncesiyle bir deryayı andıran Hacı Bektaş Veli’yi bütün yönleriyle, eksiksiz ve noksansız anlatmak, yazıya dökmek kolay olmasa gerektir. Bizim burada sunmaya çalıştığımız, bu engin deryadan sadece bir damladır.
(O) bir yoldaştır ki
Yitirmeye kimse onu:
“Karanlıktır bilim üzre gidilmeyen yolun sonu. ”
Ne olursa olsun
Yeri: “Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri. ”
Durup bekleme yüzünün güzelleşmesini
Davran biraz, silkin:
“İyi mi olsun karşındaki, Sen iyi ol ilkin. ”
“Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu”.
“Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan. ”
“Düşünceyi, eylemi, sevgiyi siz, Tanrı’nın tadı biliniz. ”
Güneştir tokmağı
Gökyüzü bir davul,
Gümler gece gündüz:
“Ara bul. ”
Bir söz ki söyler işte
Dağlar, taşlar bağra bağra:
“Ne ararsan, kendinde ara.
(Fazıl Hüsnü Dağlarca; Hacı Bektaş Veli’den İlkeler)
Konuyu, insanlık âşığı bu ünlü düşünürün (Hacı Bektaş Veli’nin), bugün de bize önemli mesajlar ileten şu anlamlı sözleriyle (özdeyiş ve şiirleriyle) bağlayalım:
· Ellerin kâbesi var, benim Kâbem insandır.
· Okunacak en büyük kitap insandır.
· Doğruluk dost kapısıdır. Doğruluk karargâhımızdır.
· Dosttan gayrı dost aramak, fesâd-ı muhabbet ve butlan-ı (hükümsüz, boş) mârifettir.
· Komşu hakkı, Allah hakkıdır.Komşu hakkına dokunulmaz; emanete hıyanet edilmez.
· Göze nur gönülden gelir.
· İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir; kemâli, işlerinin doğru-luğundadır. Yani insanın ziyneti (süsü) ve güzelliği, sözlerinin iyi-liğindedir; kemâli de işinin dürüstlüğündedir.
· Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
· Dini, dili, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
· İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
· Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
· Madde karanlığı, akıl nuru ile; cehalet karanlığı, ilim nuru ile; nefis karanlığı, marifet nuru ile; gönül karanlığı aşk nuru ile aydınlanır.
· Akıl aya, ilim yıldıza, marifet güneşe benzer.
· Kadınları okutunuz.
· İncinsen de incitme.
· Düşmanınızın da insan olduğunu unutmayınız.
· Kuvvetini zavallıya değil, zalime kullan.
· Ara bul!
· Her ne arar isen kendinden ara.
· Düşünceyi, eylemi, sevgiyi siz, Tanrı’nın tadı biliniz.
· Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
· Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri.
· İyi mi olsun karşındaki, sen iyi ol ilkin.
· Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan.
· Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
· Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
· Nebiler, veliler insanlığa Allah’ın hediyesidir.
· Eline, diline, beline sahip ol.
· İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundandır.
· Delilsiz sözle gıyapta bulunma. Doğru yola gidene veli, eğri yolda gidene deli derler.
· Asıl kör, nankörlüktür. İyiliğe karşı kötülük, hayvanlıktır.
· İnsanoğlunun en büyük düşmanları yalancılık, nefsine düşkünlük, mal ve mevki hırsı, gıybet, edepsizlik, hıyanet ve Hakk’ı inkardır.
· Namahreme bakma, hatır yıkma, başa kakma, dünya için kaygı çekme
· Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.
· Biz, dile ve söze değil, öze ve hale bakarız.
· Ayağa kalkacaksan, bari hizmet için kalk.
· Hamı pişiremezsen, bâri pişmişi ham etme.
· Mürşidlik alıcılık değil, vericiliktir.
· Bizim semahımız ilahi bir aşktır.
· En büyük keramet çalışmaktır.
· Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
· Özünle, sözünle, gözünle işinde ol.
· Edep elbisenizi sırtınızdan ölünceye dek çıkartmayınız.
· Bizim meclisimizin tarafı yoktur.
· Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
· Âlimin sohbeti, cahilin ibadetinden daha faydalıdır.
· Âlimlere fikir lâzımdır, dervişlere zikir. Zira ki fikirsiz âlim, seraptır; zikirsiz derviş yapraksız ağaçtır.
· Fikirsiz âlim, Nuh’suz gemidir; zikirsiz derviş, ruhsuz kalbidir. Fikirsiz âlim, Tur’suz Musa’dır ve zikirsiz derviş, nursuz kandil-dir.
· Fenalardan sakın, temizlerle ülfet (sohbet) et. Çünkü ülfet hem zehirdir, hem panzehirdir.
· Marifet güne (güneşe), akıl ay’a, ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar, dolanır; ilim okunur.
· Eğer ilerlemek istiyorsan herkesin önüne atılma.
· Merhem ve mum gibi ol, diken olma!
· Hiç kimseden sana fenalık gelmesin istersen, fena özlü, fena düşünceli ve fena huylu olma!
· Biz olduğumuz gibiyiz ve öyle de olacağız; iki âlemde, bugün de, yarın da.
· Ol söz verme, öl sözünden dönme. Her tavlada boşanan, bizim tavlada yer bula; bizim tavladan boşanan, başka tavlada yer bulmaz ola. Gel ha gel, insan ol da öyle gel.
· Dört şey, her şeyin en yazığıdır: 1. Güneşe karşı yanan ışık; 2. Görmeyen göze karşı güzel yüz; 3. Çorak toprağa karşı güzel yağmur; 4. Karnı toka karşı hoş bir yemek, ahmaka karşı hak sözü.
· Beş şey mutluluğun delilidir: 1. Doğru sözlülük; 2. Güzel ameller; 3. Olgunlaşma için gösterilen çaba; 4. Helalından rızık arama; 5. Hâl ehli dervişlerle sohbet.
· İçinde kibir, düşmanlık, cimrilik, kıskançlık, öfke, maskaralık gibi türlü şeytan işi olanlara ne yazık!
· Bunlar dışlarında su ile yıkansalar (abdest alsalar) hiç temiz olurlar mı? Şeytana mahsus bu şeylerden biri bile içinde olan bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hepsi boşuna olur.
· Kendini temizlemeyen başkasını temizleyemez. (Kendisi arı olmadan, başkasını arıtamaz).
· İnsanoğluna kâfirden de büyük üç düşman vardır: Birincisi hava vü heves (nefsine düşkünlük), ikincisi dalalet ve kibir (sapkınlık ve kendini beğenmişlik), üçüncüsü yalancılık ve kalleşliktir.
· Adem’de değil mi seb-ül mesani, Adem’de değil mi âyet-ül Kürsi?[5]
· Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdadır.
Sevgi muhabbeti kaynar yanan ocağımızda
Bülbüller şevkle gelir, gül açar bağımızda
Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda
Arslanlar, ceylanlar dosttur kucağımızda
***
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde
***
Ağyar sohbetinin kökünü kazmak isterim
Gönlümü yalnız dostun lisanına ağız yapmak isterim
Dünya ve âhiret gamını gönülden çıkarmak isterim
***
Dostumuzla beraber yanar kanarız
Her nefeste aşk ile yaradanı anarız
Erenler meydanına vahdet ile gir de gör
Kırk budaklı şamdanda kırkımız bir yanarız.
***
İlim, irfan mürşittir karanlıkları koğar
İnsanları cehalet, gaflet bunaltıp boğar
Gönüllerde parlayan o saadet güneşi
Şark ile garptan değil, gerçek inançtan doğar
Malım, mülküm, servetim hepsi evde kaldı
Oğlum, kızım, akrabam geçtiğim yolda kaldı
Dostlarımdan birisi benden hiç ayrılmadı
Allah için yaptığım iyilikler bende kaldı.
***
Hak’tan emrolundu geldim cihana
Gözüm açtım mail oldum ol burca
Ârif oldum Hak kelâmın söyledim
Elif kaddim dal yazmışam ol burca
Konaktan bezirgân çıka göçünce
Ne gündüzüm gündüz, ne gecem gece
Bir burç vardır cümle burçlardan yüce
Muhammed miraca çıkar ol burca
Alnımıza yazıluptur yazılar
Mürid olan mürşidini arzular
Yer yüzünde yer kalmadı gaziler
Arş yüzünden bir yol gider ol burca
Gökten uçan Cebrail’dir, Huridir
Bir gül vardır Muhammed’in nurudur
Bir kapusu Şah-ı Merdan Ali’dir
Elvan elvan nurlar çıkar ol burca
Hacı Bektaş Veli, arayıp bulmuşam
Erenler deminde bir pay almışam
Bir hakikat deryasına dalmışam
Her gönülden bir yol gider ol burca.
***
Hikmet arar isen özüne bir bak
Arap’ta, Acem’de, Rum’da arama
Hakikat nurunun aslı hakikat
Aynada yansıyan nurda arama
Özünü bilenler özrü silendir
Turaplık rızayı teslim edendir
Gerçek Abdal, Hakk’a hayran olandır
Kibir ile gurur horda arama
Aslolan göze nur gönülden gelir
Sevgi muhabbette asuman erir
Ebedi sevgiyi bu toprak verir
Kudus, Arafat’ta, Tur’da arama
Varlık ummanında göz ol da bak
Vahdet ateşinde benliğini yak
Ayağa kalkarsan hizmet için kalk
Zulmedenden olup zorda arama
***
Hararet nârdadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
Sakin ol kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin izinden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Âşığı kurt yemez, uc’da değildir.
Hacı Bektaş Veli
İNANÇ VE ÖĞRETİSİ·
Bu çalışmada, Hacı Bektaş Veli’nin yaşam felsefesi, inanç ve öğretisi ele alınmaktadır. Hacı Bektaş Veli öğretisinin onun yaşadığı çağdaki rolü ve günümüzdeki etkileri anlatılmaktadır. Hacı Bektaş Veli’nin sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel alanlardaki görüşleri belirtilmektedir. Ayrıca yazıya Hacı BektaşVeli’den alınan söz ve şiirler de eklenmiştir.
ASTRACT
In this study, the life philosophy, belief and teaching of Hacı Bektaş Veli is taken up. The role of Hacı Bektaş Veli teaching in the area he lived, and its effects today are explained. The views of Hacı Bektaş Veli on social, political, economic, ethnic and religous areas are stated. Sayings and poems of Hacı Bektaş Veli are also added.
Anahtar Kelimeler: Hacı Bektaş Veli, Bektaşilik, Alevilik.
Key Words: Hacı Bektaş Veli, Bektashim, Alevism.
Hararet nârdadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.
Hacı Bektaş Veli
“Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur” diyen Hacı Bektaş Veli, öğretisinin temel ilkelerini içeren bu anlamlı dizeleriyle sadece o dönemin değil, günümüzün insanına da önemli mesajlar veriyordu.
Hacı Bektaş Veli’nin, 13. yüzyılda Anadolu’da uyardığı bu çerağ (bilim ışığı), savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi hareketler (reformlar), sadece Avrupa’daki Hümanizm ve Rönesans hareketleri-ni değil, aynı zamanda 17. ve 18. yüzyılda gelişen sivilleşme harketle-rini de andırıyordu.
“Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdâdır!...” diyen Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan, Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan bir hakikat insanı (Mürşid-i Kâmil); bilimi ve sanatı kendisine rehber kılan bir düşünürdü. Hacı Bektaş Veli’ye duyulan ilgi, gösterilen sevgi, işte onun, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan insan-Tanrı-doğa sevgisi ve varlık birliği ilkesine dayanan hümanist yaşam felsefesi ve gizemci öğretisinden kaynaklansa gerektir.
12.-13. yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun simgesi olan bir güvercin donuyla Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş Veli, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinen bir hümanist ve bu ekolle farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan; ceylanla arslanı (zayıf ve güçlüyü) dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.
“Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!” diyen Hacı Bektaş Veli, bu evrensel düşüncelerden ve Anadolu’nun yaşam gerçeğinden (sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel yapısından) yola çıkarak, Alevi inan-cına mensup diğer Anadolu ve Horasan erenleriyle, heterodoks Batınî çevrelerle; Gaziyan-i Rum (Anadolu Gazileri), Ahiyan-ı Rum (Anado-lu Ahileri), Abdalan-ı Rum (Anadolu Abdalları) ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) gibi teşkilâtlarla birlikte Anadolu’da yeni bir ekol geliştirdi. Uygarlıklar hazinesi Anadolu’nun o zengin kültür mozaiğini bozmadan, parçalamadan farklı öğeleriyle, sevgi ve hoşgörü temelinde biraraya getirdiği ve tasavvufla birleştirdiği bu yeni oluşum, Anadolu Aleviliği’ydi.
Alevi öğretisinin çağa açık olması ve bu öğretiye mensup insanların büyük çoğunlukla sekularist (çağdaş), demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinde yana olmaları, işte, ta 13. yüzyılda Anadolu’da batıdaki reformlar düzeyinden başlatılan ve zamanla geliştirilen bu yenilikçi hareketler sayesindedir.
“Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır; düşünce karan-lığına ışık tutanlara ne mutlu; kadınları okutunuz; dinine diz-lerinle değil, kalbinle bağlan; okunacak en büyük kitap insandı.” diyen Hacı Bektaş Veli, inancı hurafalerden arındıran, onu akla, man-tığa ve sevgi temeline dayandıran, kadın ve erkek eşitliğini savunan ve o dönemde Hatun Ana önderliğinden kurulan Anadolu Bacı-ları[1] teşkilâtına büyük destek veren bir reformcu; halk kültürüne ve eğitimine önem veren; üretimde ve üleşimde sosyal adalet ilkesini be-nimseyen; “insanın alnı açık ve cesur dolaşması için her şeyden önce adaletli olması gerektiğini” savunan bir düşünürdü.
12.-13. yüzyılda Hacı Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre’yle Anadolu’ da gelişen, yaygınlaşan, doğu ve batı kültürleri arasında iyi bir anlaşma zeminini oluşturan Alevi hümanizması, sadece insan sevgisine değil aynı zamanda Tanrı ve doğa sevgisine de dayanıyordu.
Hacı Bektaş Veli, sadece insana değil, ondan ayrı görmediği ve onun bir parçası saydığı doğadaki diğer varlıklara ve tabiat unsur-larına da aynı önemi veriyordu. Alevi inanç ve öğretisinde Âlem-i Anasır denilen maddî âlemin dört temel unsuru (çar anasır) olan toprak, su, ateş ve yele (havaya) kutsiyet derecesinde önem verilir.
İnsanın cemâlini (yüzünü) Hakk’ın cemâli, gönlünü Hakk’ın evi bilen Hacı Bektaş Veli, sadece insanların değil, hayvanların bile in-cinmesine ve onlara işkence yapılmasına karşıydı. İşte, Hacı Bektaş Velâyetnâme’sinden buna bir örnek:
“Bir gün, Hacı Bektaş Veli’nin dervişi olan Kal’acuk kadısı, yanına al-dığı birçok muhiple birlikte Hz. Hünkâr’ı ziyaret etmeye giderler.
...Yolda, otlu, sazlı bir alana geldiler. gördüler ki orada bir bölük kara canavarı (domuz) yatmada. İçlerinden biri, üstlerine vardı, domuzlar kaç-tılar, o adam, bir yavru yakaladı. Birinde bir çan varmış, domuzun boynu-na takıp salıvermek istedi. Kadı, ‘gelin etmeyin, erenleri ziyarete gidiyo-ruz; bu, doğru bir iş değil. Hayvanlar, bunun sesini duyunca korkudan, kaçmadan kendilerini helâk ederler’ dediyse de dinletemedi.
Yavrunun boynuna çanı taktılar. O, öbürlerine yetişeyim diye koştukça, çan sesinden ürken canavarlar kaçmaya koyuldular; adamlar da bunu gö-rüp gülüştüler, yollarına revan oldular; vara vara Kırşehir’e geldiler.
O sıralarda Hünkâr, Kırşehiri’ne gitmişti. Ahi Evren’le Gölpınarı’nda sohbet ediyordu. Bunlar da Hünkâr’ın orada olduğunu duyup geldiler, Hünkâr’ın elini, ayağını öptüler. Hünkâr, bunlara bakıp dedi ki: ‘O hay-vancıklar, size ne yaptı da o yavruyu tutup boynuna çan takarak bırakır-sınız; çanın sesini işiten hayvancıkların kimisi kaça kaça helâk oldu, ki-misi de ölüm haline geldi. Hakk’a giden hak uğrum hakkı için hiç bir yerde alnımız terlemedi, ancak o yavrucuğun ardından yetişip boynundan o çanı alıncıya dek alnımız terledi; işte o yavruya taktığınız çan.
Hünkâr, çanı gösterince hepsi de şaşırdı, elini ayağını öperek özür diledi-ler.Erenler suçlarını bağışladı. Kadılıktan dönüp derviş olana da ‘senden’ dedi ‘dervişlik kokusu gelmede. Derviş olanın, hiçbir yaratılmışa ezi-yet etmemesi gerekir.”[2] (Buna benzer bir menkıbe de Kayagusuz Abdal’ ın, Abdal Musa ile buluşması ve ondan nasip almasıyla ilgili anlatılır).[3]
Hacı Bektaş Veli’nin, Hoca Ahmed Yesevi Dergâhı’nda eğitim ve öğrenimini tamamladıktan sonra, Lokman Perende’den nasib ve emanetlerini alıp, o dönemin savaş ve kargaşa ortamında, günümüzde de barışın simgesi olan güvercin donuyla Rum ülkesine (Anadolu’ya) gelişi oldukça anlamlıdır. (Velâyetnamede her ne kadar Hacı Bektaş Veli’nin Hoca Ahmed Yesevi’den emanetlerini aldığı ve Hacı Bektaş Veli, onun çağdaşıymış gibi gösterilmekte ise de, aslında ikisinin yaşamı arasında aşağı yukarı bir asırlık fark vardır. Bu ilişki, sadece manevi anlamda kurulan bir ilişkidir. Bu anlamda Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş Veli’nin manevi mürşididir). (Konuyla ilgili geniş bilgi için Hacı Bektaş Veli Velâyetnamesine bkz.)
Hacı Bektaş Veli, barışın ve mazlumun simgesi güvercin donuyla Anadolu’ya ayak basarken, yırtıcı kuş doğan şekline girip, onu av-lamak isteyen Hacı Doğrul’a şöyle seslenir:
“Ey Doğrul! Er, erin üstüne böyle gelmez! Siz bize zalim kılığında geldiniz, biz size mazlum kılığında. Eğer güvercinden daha mazlum bir mahluk bulsaydık, onun şeklinde gelirdik! ”(...)[4]
Evet, güvercin donunda, mazlum kılığında Anadolu’ya gelen ve mazlumun, yoksul Anadolu halkının safında yerini alan ve bir süre Amasya’da Baba İlyas ve Baba İshak’ın yanında hizmet veren Hacı Bektaş Veli, daha sonra Sulucakarahöyük’e, bugünkü Hacıbektaş ilçe-sine yerleşti. Anadolu insanlarının yaşam biçimleri, inançları ve kültürel değerleriyle yoğrulan, onların sentezinden oluşan Anadolu Alevi-Bektaşi inancını ve yaşam felsefesini burada yaydı.
Hacı Bektaş dergâhı, Alevi-Bektaşi inancının bir merkezi olduğu gibi, sosyoekonomik ve politik dayanışmanın da bir merkeziydi. Bir kültür merkezi olan bu dergâhta halkı irşad edecek, aydınlatacak ve halkın sorunlarıyla ilgilenecek dervişler, mürşitler, dedeler, dede-babalar yetiştirildiği gibi, Ahi kurumlarıyla (meslek loncalarıyla) bir-likte çeşitli meslek dallarında eğitim de veriliyordu. Hacı Bektaş Veli ile birlikte aynı düşünce ve inanç doğrultusunda hizmet veren ünlü düşünürlerden (mutasavvıflardan) bazıları ise şunlardır: Kırşehir’de Ahi Evren Veli ve Muhlis Paşa’nın oğlu Âşık Paşay-ı Veli, Amasya’da Baba İlyas ve Baba İshak; Eskişehir’de Yunus Emre, Aksaray/Ortaköy/Taptuk köyünde Taptuk Emre; Bilecik’te Şeyh Edebali (Osman Gazi’nin mürşidi ve kayınpederi); Rumeli’de Sarı Saltuk; İstanbul’da Karaca Ahmed Sultan; Tokat’ta Barak Baba, Antalya/Elmalı’da Abdal Musa Sultan; Akşehir’de Seyyid Mahmud Hayrani, ayrıca (Hacı Bektaş’ın) halifelerinden Cemâl Seyyid, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Pir Ebi Sultan, Güvenç Abdal gibi erenler ve Hatun Ana, Kutlu Melek (Kadıncık Ana), Fatma Bacı, Muhterem Hatun, Rabiâ Bacı, Zeynepcik Ana, Baş Açık Ana, Celâl Hatun gibi kadın önderler. (...)
Velâyetnâme’de, Emir Cem Sultan adında, Sulucakarahöyük’ün güney tarafından büyük bir tekke kuran bir erden sözedilir. Bu Er, bir gün Hacı Bektaş Veli’yi ziyarete gider; niyazlar yapılır, kurbanlar tığlanıp yenilir. Emir Cem Sultan, tekkesine döndükten sonra, derviş-leri, Hacı Bektaş Veli’nin nasıl bir Er olduğunu sorarlar. Emir Cem Sultan, şu yanıtı verir: “Hünkâr, öyle bir denizdir ki, değme nesne onu bulandırmaz. ”
Evet, değme nesnenin bulandıramadığı, engin düşüncesiyle bir deryayı andıran Hacı Bektaş Veli’yi bütün yönleriyle, eksiksiz ve noksansız anlatmak, yazıya dökmek kolay olmasa gerektir. Bizim burada sunmaya çalıştığımız, bu engin deryadan sadece bir damladır.
(O) bir yoldaştır ki
Yitirmeye kimse onu:
“Karanlıktır bilim üzre gidilmeyen yolun sonu. ”
Ne olursa olsun
Yeri: “Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri. ”
Durup bekleme yüzünün güzelleşmesini
Davran biraz, silkin:
“İyi mi olsun karşındaki, Sen iyi ol ilkin. ”
“Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu”.
“Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan. ”
“Düşünceyi, eylemi, sevgiyi siz, Tanrı’nın tadı biliniz. ”
Güneştir tokmağı
Gökyüzü bir davul,
Gümler gece gündüz:
“Ara bul. ”
Bir söz ki söyler işte
Dağlar, taşlar bağra bağra:
“Ne ararsan, kendinde ara.
(Fazıl Hüsnü Dağlarca; Hacı Bektaş Veli’den İlkeler)
Konuyu, insanlık âşığı bu ünlü düşünürün (Hacı Bektaş Veli’nin), bugün de bize önemli mesajlar ileten şu anlamlı sözleriyle (özdeyiş ve şiirleriyle) bağlayalım:
· Ellerin kâbesi var, benim Kâbem insandır.
· Okunacak en büyük kitap insandır.
· Doğruluk dost kapısıdır. Doğruluk karargâhımızdır.
· Dosttan gayrı dost aramak, fesâd-ı muhabbet ve butlan-ı (hükümsüz, boş) mârifettir.
· Komşu hakkı, Allah hakkıdır.Komşu hakkına dokunulmaz; emanete hıyanet edilmez.
· Göze nur gönülden gelir.
· İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir; kemâli, işlerinin doğru-luğundadır. Yani insanın ziyneti (süsü) ve güzelliği, sözlerinin iyi-liğindedir; kemâli de işinin dürüstlüğündedir.
· Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
· Dini, dili, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
· İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
· Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
· Madde karanlığı, akıl nuru ile; cehalet karanlığı, ilim nuru ile; nefis karanlığı, marifet nuru ile; gönül karanlığı aşk nuru ile aydınlanır.
· Akıl aya, ilim yıldıza, marifet güneşe benzer.
· Kadınları okutunuz.
· İncinsen de incitme.
· Düşmanınızın da insan olduğunu unutmayınız.
· Kuvvetini zavallıya değil, zalime kullan.
· Ara bul!
· Her ne arar isen kendinden ara.
· Düşünceyi, eylemi, sevgiyi siz, Tanrı’nın tadı biliniz.
· Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
· Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri.
· İyi mi olsun karşındaki, sen iyi ol ilkin.
· Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan.
· Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
· Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
· Nebiler, veliler insanlığa Allah’ın hediyesidir.
· Eline, diline, beline sahip ol.
· İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundandır.
· Delilsiz sözle gıyapta bulunma. Doğru yola gidene veli, eğri yolda gidene deli derler.
· Asıl kör, nankörlüktür. İyiliğe karşı kötülük, hayvanlıktır.
· İnsanoğlunun en büyük düşmanları yalancılık, nefsine düşkünlük, mal ve mevki hırsı, gıybet, edepsizlik, hıyanet ve Hakk’ı inkardır.
· Namahreme bakma, hatır yıkma, başa kakma, dünya için kaygı çekme
· Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.
· Biz, dile ve söze değil, öze ve hale bakarız.
· Ayağa kalkacaksan, bari hizmet için kalk.
· Hamı pişiremezsen, bâri pişmişi ham etme.
· Mürşidlik alıcılık değil, vericiliktir.
· Bizim semahımız ilahi bir aşktır.
· En büyük keramet çalışmaktır.
· Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
· Özünle, sözünle, gözünle işinde ol.
· Edep elbisenizi sırtınızdan ölünceye dek çıkartmayınız.
· Bizim meclisimizin tarafı yoktur.
· Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
· Âlimin sohbeti, cahilin ibadetinden daha faydalıdır.
· Âlimlere fikir lâzımdır, dervişlere zikir. Zira ki fikirsiz âlim, seraptır; zikirsiz derviş yapraksız ağaçtır.
· Fikirsiz âlim, Nuh’suz gemidir; zikirsiz derviş, ruhsuz kalbidir. Fikirsiz âlim, Tur’suz Musa’dır ve zikirsiz derviş, nursuz kandil-dir.
· Fenalardan sakın, temizlerle ülfet (sohbet) et. Çünkü ülfet hem zehirdir, hem panzehirdir.
· Marifet güne (güneşe), akıl ay’a, ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar, dolanır; ilim okunur.
· Eğer ilerlemek istiyorsan herkesin önüne atılma.
· Merhem ve mum gibi ol, diken olma!
· Hiç kimseden sana fenalık gelmesin istersen, fena özlü, fena düşünceli ve fena huylu olma!
· Biz olduğumuz gibiyiz ve öyle de olacağız; iki âlemde, bugün de, yarın da.
· Ol söz verme, öl sözünden dönme. Her tavlada boşanan, bizim tavlada yer bula; bizim tavladan boşanan, başka tavlada yer bulmaz ola. Gel ha gel, insan ol da öyle gel.
· Dört şey, her şeyin en yazığıdır: 1. Güneşe karşı yanan ışık; 2. Görmeyen göze karşı güzel yüz; 3. Çorak toprağa karşı güzel yağmur; 4. Karnı toka karşı hoş bir yemek, ahmaka karşı hak sözü.
· Beş şey mutluluğun delilidir: 1. Doğru sözlülük; 2. Güzel ameller; 3. Olgunlaşma için gösterilen çaba; 4. Helalından rızık arama; 5. Hâl ehli dervişlerle sohbet.
· İçinde kibir, düşmanlık, cimrilik, kıskançlık, öfke, maskaralık gibi türlü şeytan işi olanlara ne yazık!
· Bunlar dışlarında su ile yıkansalar (abdest alsalar) hiç temiz olurlar mı? Şeytana mahsus bu şeylerden biri bile içinde olan bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hepsi boşuna olur.
· Kendini temizlemeyen başkasını temizleyemez. (Kendisi arı olmadan, başkasını arıtamaz).
· İnsanoğluna kâfirden de büyük üç düşman vardır: Birincisi hava vü heves (nefsine düşkünlük), ikincisi dalalet ve kibir (sapkınlık ve kendini beğenmişlik), üçüncüsü yalancılık ve kalleşliktir.
· Adem’de değil mi seb-ül mesani, Adem’de değil mi âyet-ül Kürsi?[5]
· Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdadır.
Sevgi muhabbeti kaynar yanan ocağımızda
Bülbüller şevkle gelir, gül açar bağımızda
Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda
Arslanlar, ceylanlar dosttur kucağımızda
***
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde
***
Ağyar sohbetinin kökünü kazmak isterim
Gönlümü yalnız dostun lisanına ağız yapmak isterim
Dünya ve âhiret gamını gönülden çıkarmak isterim
***
Dostumuzla beraber yanar kanarız
Her nefeste aşk ile yaradanı anarız
Erenler meydanına vahdet ile gir de gör
Kırk budaklı şamdanda kırkımız bir yanarız.
***
İlim, irfan mürşittir karanlıkları koğar
İnsanları cehalet, gaflet bunaltıp boğar
Gönüllerde parlayan o saadet güneşi
Şark ile garptan değil, gerçek inançtan doğar
Malım, mülküm, servetim hepsi evde kaldı
Oğlum, kızım, akrabam geçtiğim yolda kaldı
Dostlarımdan birisi benden hiç ayrılmadı
Allah için yaptığım iyilikler bende kaldı.
***
Hak’tan emrolundu geldim cihana
Gözüm açtım mail oldum ol burca
Ârif oldum Hak kelâmın söyledim
Elif kaddim dal yazmışam ol burca
Konaktan bezirgân çıka göçünce
Ne gündüzüm gündüz, ne gecem gece
Bir burç vardır cümle burçlardan yüce
Muhammed miraca çıkar ol burca
Alnımıza yazıluptur yazılar
Mürid olan mürşidini arzular
Yer yüzünde yer kalmadı gaziler
Arş yüzünden bir yol gider ol burca
Gökten uçan Cebrail’dir, Huridir
Bir gül vardır Muhammed’in nurudur
Bir kapusu Şah-ı Merdan Ali’dir
Elvan elvan nurlar çıkar ol burca
Hacı Bektaş Veli, arayıp bulmuşam
Erenler deminde bir pay almışam
Bir hakikat deryasına dalmışam
Her gönülden bir yol gider ol burca.
***
Hikmet arar isen özüne bir bak
Arap’ta, Acem’de, Rum’da arama
Hakikat nurunun aslı hakikat
Aynada yansıyan nurda arama
Özünü bilenler özrü silendir
Turaplık rızayı teslim edendir
Gerçek Abdal, Hakk’a hayran olandır
Kibir ile gurur horda arama
Aslolan göze nur gönülden gelir
Sevgi muhabbette asuman erir
Ebedi sevgiyi bu toprak verir
Kudus, Arafat’ta, Tur’da arama
Varlık ummanında göz ol da bak
Vahdet ateşinde benliğini yak
Ayağa kalkarsan hizmet için kalk
Zulmedenden olup zorda arama
***
Hararet nârdadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
Sakin ol kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin izinden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Âşığı kurt yemez, uc’da değildir.
Hacı Bektaş Veli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
